Contraria Vocantum Rpg
Bir gezegen ve birbirine düşman iki ırk. Bir de arada kalanlar... Yüzyıllardır süre gelen bir savaş... Bu büyülü savaşa siz de dahil olun!

Üyeyseniz giriş yapın, eğer değilseniz hemen kaydolun ve eğlenceyi kaçırmayın!



 
AnasayfaAnasayfa  TakvimTakvim  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Blaise.

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Blaise Morrell
Nigra | Yazar
Nigra | Yazar
avatar

Karakter Yaşı : ~
Rp Partneri : ~
Mesaj Sayısı : 5
Kayıt tarihi : 09/04/11
Gerçek Yaş : 25

MesajKonu: Blaise.   C.tesi Nis. 09, 2011 1:01 pm

    Abbadon'un Laneti

    Paris, eski bir şehir, 1388
    Karanlık hiç olmadığı kadar korkutucuydu. Çığlıklar senfonisi eşliğinde ölü bedenlerin üzerinden koşarak geçiyordu insanlar. Korku delilik safhasına gelmişti artık. Önemli olan tek şey, hayatta kalmaktı. Kulakları tırmalayan bir ses duyuldu. İblis, lanetini bu kentin üzerine salmıştı. Günlerdir karanlık taraftaki insanların çektirdikleri acılar sonucu isyan edemeyecek kadar yorgun düşmüştü halk. Kadın sayısının azlığının sebebi; karanlık tarafın adamlarının tecavüzüne uğramalarının ardından yakılarak öldürülmeleriydi. Bütün bunların sebebiyse asırlar öncesinde gerçekleşen bir anlaşmazlıktı. İblis cennetten kovulduğunda bir gün insanlığa bunun bedelini ödeteceğini söylemişti. Ve şimdi de bu gerçekleşiyordu. Geceye ışık katan bu kızıl rengin bir gün batımı sahnesi olmadığını çok iyi biliyordu herkes. Cehennemin kapısından yansıyan alevlerin yerlerdeki insan kanlarını aydınlatmaları sonucu oluşuyordu ve bu görüntü bile durumun vahşetini görmeye yeterdi. Her gün kayıplar sayısı artıyor, genç kızlar; sapıkça ritüeller ile katlediliyor, erkekler ise hadım ettirilerek alay ediliyordu. İnsanlık bir kez acizliğini kabullenmişti. Her gün bu şehre kahraman olmak isteyen genç ve güçlü erkekler geliyordu. İblisin karşısına çıkabilecek o güçlü kişinin kendileri olduklarına inanan bir grup aptal. Ve her günün sonunda bu aptalların ölü bedenleri toplanıyordu sokaklardan. Karanlık tarafa geçmeyi kabul eden insanlar ise; kendilerini İblis ile aynı safa alıp kurtulacağını düşünen başka aptallardı. İblis onlarla işi bittiğinde ise korkunç işkencelerle öldürüyordu. Günah bu şehirde kol gezerken cennette de sorunlar çıkmaya başlamıştı. Melekler bir şeyler yapmaya çalışıyor, insanları kurtaracak bir çıkış düşünüyorlardı. Derken bir gün imkansız bir şey gerçekleşti. İblis aşık oldu. Genç ve güzel bir ölümlüye, resmen tutuldu. Bu genç kız, başka bir şehirdeki pazara, tüccar ailesi ile yola koyulmuşken bir kaza sonucu yolu bu şehre düşmüştü. Gündüzleri akbabaların konak yeri gibi görünen bu ıssız şehrin geceleri ne kadar korkutucu bir hal aldığını bilmeden, bir şehre vardıkları için sevinmişti. Ailesi geçirdikleri kazada ölünce, onunda tek şansı bu şehirde kalmaktı. Ve gece, ıssız sokaklarda dolaşıp kendine kalabileceği bir yer ararken, İblis tarafından keşfedilmişti. Ona kalacak yer sunan genç bir balıkçı olarak göründü. Ve geceleyin genç kızı büyüleyip onunla cinsel ilişkiye girerken bir anda oluverdi. Aşık olmuştu işte. Gece bitip güneş gök yüzüne yükselmeye başlayınca, rahminde olup bitenlerden habersiz genç aşığı ile birlikte sözde balık avlamaya gitti. Günler böyle hızla geçiyor, genç kız olan bitenden habersiz mutlu hayatına devam ediyordu. Karnı büyürken farketti hamile olduğunu. Ve bir gece aşık olduğu adamın gerçek yüzünü gördü. Duvarın kenarında camdan dışarı bakarken kömürlükte bazı sesler duymuştu. Zaten hep duyardı o sesleri. İblis ona fareler olduğunu ve oraya asla girmemesi gerektiğini söylerdi. Yoksa çok kötü hastalanacağını ve bebeklerinin de bundan etkilenebileceğini söylemişti. İblis sevdiği genç kızın karnındaki bebeğini güçlü bir müttefik olarak görüyordu. Melez de olsa oldukça güçlü bir savaşçı olacağından emindi. Genç kız yavaşça ilerlerken vücudunu yakıp geçen soğuk rüzgarı umursamamaya çalıştı. Eski, tahta kapıyı gıcırdatmamaya çalışarak içeri süzüldüğünde, onu gördü. Hatta onları. En az on-onbeş tane kadın, kirli ve yıpranmış bedenlerini bütün çıplaklığıyla sergilerken yalvarıyor, bir şans istiyordu. Sevdiği adamın arkası dönük, çıplak bir şekilde dikildiğini farketti. Sonra da önündeki küçük kızı. En fazla on ikisinde olmalıydı bu kız. Ve İblisin tecavüzüne uğruyordu. Yalvarıyor, ağlıyor ve bağırıyordu. Annesi olduğu tahmin edilen bir kadın ise ağlayarak her şeyin daha iyi olacağını ve sadece sabretmesi gerektiğini söylüyordu. Genç kız gördüklerinin şokuyla kendini dışarıya attı ve koşmaya başladı. Hamileliği ilerlediği için karnı büyümüştü. Bu yüzden pek hızlı koşamıyordu. Ve ağladığı için görüntü bulanıklaşıp duruyordu. Olabildiğince uzağa koştu. Bu lanetli yerden çok daha uzaklara. İblis onca zamandır dalga geçtiği, acı çektirdiği bütün o ölümlülerle ortak bir duyguyu paylaşıyordu o sırada, endişe. Evet aşık olduğu kızın o kömürlükte olanların ne kadarına şahit olduğunu bilmiyordu ancak orada olduğunu anlamıştı. Gitmesinden birkaç saniye sonra kokusunu almıştı İblis. Peşinden koşarak gittiğinde her şey için artık çok geç olduğunu anlamıştı. Yaptıklarını görmüş, ne kadar zevk aldığını anlamıştı. Bunun telafisi yoktu. Geriye tek seçenek kalıyordu, bebeğini alıp o kızdan kurtulmak. Üzücüydü belki ancak o bebeğe ihtiyacı vardı.

    Transilvanya, 1778
    Çığlıklarla uyandı genç adam. Bir kadın çığlığına benzer bu çığlık çok tanıdık gelmişti. Hızla karanlık odada ilerledi ve odanın kapısını açıp diğer odalara yöneldi. Endişeyle ona bakan kardeşini görmezden gelerek merdivenlere yöneldi. Çığlıklar birden kesilmişti. Daha çok susturulmuş gibiydi. Yavaşça merdivenlerden aşağıya indi ve büyük salondaki dört karaltıyı gördü. Lanet olsun. Onları tanıyordu. Ne zaman avlanmadan gelseler, aynı şey olur; yanında çalışanlardan biri öldürülürdü. Yanlarına gittiğinde yerde kanlar içinde yatan hizmetçiyi gördü. Koku onu kendinden geçirmeye yetmişti. Kaşlarını çatarak adamlardan birine baktığında umursamaz bir ifade ile karşılaştı. "Bu sefer ne için geldiniz?" diye sordu. "Size bir mesajımız var, prensim. Onu bulmuşlar." Genç adam birkaç saniye boyunca duyduklarını sindirmeye çalıştı. O an hissettiği öfke ve şaşkınlığın yerini acıma ve hüzün almıştı. Bu sefer öfkesi tek şehirle kalmayacak. Bütün dünyaya kan kusturacak. Ve en kötüsü ise, kardeşi ile bir şey yapmazsa dünyada insanlık adına birşey kalmayacaktı. Hızla kaybolan silüetlerin arkasından bakarken, birden bir yere tutunma ihtiyacı hissetti. Bu sefer hiçbir kaçışı yoktu, meleklerle görüşmenin zamanı gelmişti.

    Paris, eski bir şehir, 1389
    Acı bütün vücudunu sararken kendini aptal gibi hissediyordu. Tek düşünebildiği ona nasıl aşık olabildiğiydi. Şimdi de onun çocuğunu doğuracaktı. Aynı acı dalgası yine vücudunu sararken çığlık atma isteğini bastırmak zorunda kaldı. Ne dediklerinden anlamadığı bu kadınlar topluluğu arasında kendini yabancı hissetmeden edemiyordu. Ağlamak, bağırmak ve kendini düşürdüğü bu duruma lanet etmek istiyordu. Ancak yapamazdı. Bebeği için bütün bunlara sabretmeliydi. Ikınmaya devam ederken nefesinin kesildiğini hissetti. Hadi çık artık. Altındaki çarşafın ıslaklığını hissedebiliyordu. Çoğu kendi teri olsa da, böyle bir yerde doğum yapıyor olmaktan tiksinmeden edemedi. O her zaman temiz ve kendine iyi bakan kızlardan olmuştu. Ailesi tüccar olduğu için temiz giysiler almaya parası vardı ve kullanmaktan da çekinmiyordu. Kendine özen gösteriyor, eşyalarını temiz kullanıyor ve bir şekilde aşırı düzenli olmayı başarıyordu. Afacan bir erkek kardeşi ve sevimli anne babasıyla mutlu bir çekirdek aileydiler. Şimdi ise üçü ölmüş, kensidi ise bu hapishane gibi yerde korkunç bir adamın çocuğunu dünyaya getirmeye çalışıyordu. Ailesinin kendisinden ne kadar utanacağını düşünmek bile istemiyordu. Kadınların endişeli yüzlerini görmek istemediği için gözlerini kapadı ve yine acı verici bir sancıyla ıkınmaya çalıştı. Saatler öncesinde başlayan sancılarının, suyu gelince bir işaret olduğu anlaşıldı. Ve yine saatlerdir bu acı verici sancılarla başa çıkmaya çalışıyordu. Son sancı ile çığlık attı çünkü bu en acı verici olanıydı. Ve yavaş yavaş rahatlamaya başladı. Belinin altını hissetmiyordu ancak bir şekilde kurtulduğunu anladı. Gözlerini açtığında kadınların anlayışlı gülümsemeleri eşliğinde şaşkın bakışlarına maruz kaldı. Alnından süzülen terleri elinin tersi ile sildi ve neye baktıklarını görmek için başını çevirdi. Şaşkınlıktan ne diyeceğini bilemediği için bakakaldı. Orada, yatakta yatanı gördü, bebeğini. Hemde iki taneydi. İkiz doğurmuştu.

    Paris, eski bir şehir, 1394
    İblis senelerdir onu arıyordu. Ve bebeklerini. Şimdi ise karşısında dikilmiş, korkuyla ona bakan bu aşık olduğu mavi gözlere anlamayan bir şekilde baktı. Yaklaşmaya çalıştığında, onun çok değiştiğini anladı. Eskisi gibi şaşkın genç kız değil, gerçek bir kadın, bir anneydi. İfadesi birden değişmiş ve yavrusunu koruyan bir aslan gibi sırtını dikleştirip kapının önünü kapatmıştı. İblis bu sahne karşısında gülmeden edemedi ve bir zamanlar sevdiği bu kadını elinin tersiyle itip içeri girdi. Fazla büyük bir ev olmadığı için çocuğun bulunduğu odayı bulmakta zorlanmadı. Ancak bir an durakladı. Yanlış mı görüyordu? İki tane aynı çocuktan görüyordu. İkiz, oğulları olmuştu. Mutluluktan gülümsedi ve onlara yaklaştı. Arkasına döndüğünde ne olacağını bilen gözlerle ona bakan kadını gördü. Çocuklarını ve kadını da alıp, o evden hızla uzaklaştı. Eve vardıklarında ise ağlayan iki çocuk dışında kimse kalmamıştı. İblis bir zamanlar aşık olduğu kadını karların kapattığı bir yolda yanarak ölmesini izlemişti. Ve şimdi ise tehlikenin farkında olmadan iki oğlunu yetiştirmeye, iyi birer savaşçı yapmaya çalışmakla meşguldü.

    Yaşları on sekiz olduğunda, babalarının kanından gelen güç onları buldu ve senelerdir babasından nefret eden oğullardan biri, İblisi sadece ve sadece oğullarının öldürebileceğinin kanıtı olan, iblisin boynundaki izi hiç geçmeyecek olan kılıç kesiğini bırakıp kaçmıştı. Asırlar boyu süren aramalara rağmen, bulunamamıştı. Melekler ile anlaşma yapan bu oğul bir gün kardeşini kaçırmak için geri dönmüştü. Ve o gün babasına yakalanmıştı. Özündeki iyilik ile babasının iğrenç oyunlarına alet olmayacağını söylemişti genç adamç. İblis, en acı verici cezayı uygun görmüştü oğlu için. Bir lanet. Bedenini masumların kanıyla sulayacak, zevk ve yıkım ile hayat bulacak ve ölümsüzlüğünün her günü bunları tekrarlayacaktı. Aynı kanı paylaştıkları için diğer oğluna da aynı cezayı uygun görmüştü. Ve oğullarını dünyada terkedip gitmişti.

    #Bu sitelerimden biri için hazırladığım kurgu. Eğer kabul edilmiyor ise başka bir rp ekleyebilirim. Sadece betimleme ve olay örgüsü için bu kurguyu uygun gördüm.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Vis Sanctus
Kutsal ışık|| Yaratıcı
Kutsal ışık|| Yaratıcı
avatar

Mesaj Sayısı : 482
Kayıt tarihi : 07/11/10

MesajKonu: Geri: Blaise.   C.tesi Nis. 09, 2011 7:48 pm

Gerekli Uzunluk= 9 puan
Anlatım= 20 puan
Renklendirme/Görünüm= 10 puan
İçerik/Kurgu= 21 puan
Akıcılık= 7 puan
İmla= 9 puan
Paragraf Düzeni= 5 puan
Tutarlılık= 5 puan

Toplam= 86
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Blaise.
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Contraria Vocantum Rpg :: Yönetim :: Rp Gücü Hesaplama-
Buraya geçin: