Contraria Vocantum Rpg
Bir gezegen ve birbirine düşman iki ırk. Bir de arada kalanlar... Yüzyıllardır süre gelen bir savaş... Bu büyülü savaşa siz de dahil olun!

Üyeyseniz giriş yapın, eğer değilseniz hemen kaydolun ve eğlenceyi kaçırmayın!



 
AnasayfaAnasayfa  TakvimTakvim  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Sturm

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
C. Sturm Gaez
Yargı Yetkilisi
Yargı Yetkilisi


Karakter Yaşı : ~
Rp Partneri : ~
Mesaj Sayısı : 8
Kayıt tarihi : 24/04/11

MesajKonu: Sturm   Paz Nis. 24, 2011 3:11 pm

Gündüzün dünyevi sancıları, yerini gecenin abanoz karanlığına, akıl almaz kudretine bırakmaya meyilliyken; uykuya dalan gözlerin yerini, lâl rengi gözler almıştı. Gece güneşi, ihtişamını tüm gökyüzüne saçmış, gümüşî ışık demetleri, karanlığın tehlikeleri örtmesini önlercesine yayılmıştı semaya.

Peeta ders başlamadan önce, yalnızlığının tadını çıkarabileceği yegâne yer olan terasa yöneltti adımlarını. Düşünmesi gereken, yapması gereken-daha doğrusu dayatılan- bir yığın sorunla boğuşuyordu birkaç gündür. Oysa bunları düşünmeye zamanı bile yoktu. Sonunda birkaç dakikalık boşluk bulabildi, tüm meşguliyetlerinden uzaklaşarak. Sessiz adımlarını hızlandırdı. Nihayet terasın beyaz, oymalı ahşap kapısının önünde buldu kendini. Gümüş kulpun soğukluğunu hissedince huzur dolu bir nefes bıraktı. Ağır kapı yüksek sesle gıcırdadı ve semaya doğru açıldı. Gecenin serinliği yalayıp geçti mermeri andıran sûretini. Terası çevreleyen mermer sütunların ortasında, göğe doğru yükselen heykelin kaidesinde bulduğu boşluğa oturdu. Gözlerini gümüş aya dikti ve düşünceleriyle mücadeleye başladı nihayet; içindeki karanlıktan habersiz, mühürlü bir kalbe sahip olmanın dayanılmaz hafifliği altında ezilmek, ileride elde edeceği gücün bir bedeli miydi? Yoksa bu bedelin altında ezilmemek için miydi, hayatını başkalarının isteklerine göre yaşamak? İnanılmaz bir kudreti, habersizce bünyesinde muhafaza ederken, hayatını sefalet içinde geçirmek adil miydi peki? Hayır, adil değildi. En azından öyle düşünüyordu. Gücünün saklanmasının sebeplerini öğrendiği zamana kadar, kendisine, ailesi diye tanıtılan insanların arasında sefalet içinde yaşıyordu.Sebebini bir türlü anlamadığı halde, sık sık yer değiştiriyorlardı. Sözde ailesi kapıların ardında, bir şeyler fısıldaşırlardı ve hiçbir zaman ne konuştuklarını söylemezlerdi Peeta’ya. Ta ki o lanet güne kadar; Kuala Lumpur’da sefil bir Malay köyünde saklandıkları günlerden birinde sözde ebeveynleri umulmadık bir anda ortadan kaybolduğu güne... Bir tek küçük kardeşiyle kalmıştı-bir de sadık köpeğiyle-Ebeveynlerinin yokluğunda bir köylü, kardeşini ve kendisini evlerine-barınak daha uygun olur- gelmesine ikna etti. Köylü kadının derme çatma barınağında, kardeşi ve kendisi de dahil olmak üzere 7 kişi kalıyorlardı. Zar zor yemek bulabiliyorlardı. Zar zor yatacak yer bulabiliyorlardı. Sefalete karşı bağışıklık kazandıklarından ne kardeşi ne de kendisi bundan şikâyet etmiyorlardı.Fakat ailesinin yokluğu günden güne endişelendiriyordu Peeta’yı. Kendisini barınağa getiren kadına ailesiyle ilgili ne sorduysa, boş gözler buldu cevap olarak. Zaten aynı dili de konuşamıyorlardı. Ne Peeta Meyalu dilini biliyordu, nede kadın İngilizce’yi. Endişeleri içinde dalga dalga büyürken, köydeki nüfus gittikçe azalıyordu. Anne ve babasının kaybolmasının ardından köy halkıda kaybolmaya başlamıştı. Her gün bir barınak boşalıyordu. Merakına yenik düşen Peeta,sonunda küçük barınaktan çıktı-köylünün tüm engellemelerine rağmen- Köydeki, boşalan tüm barınakları dolaştı. Her barınağı inceledi. Tamamen terk edilmiş gibi duruyordu barınaklar. Tek tük eşyalar kalmıştı barınaklarda. Sanki bilerek bırakılmış gibiydi. İlk terk edilen barınakta porsuk ağacından yontulmuş,pürüzsüz uzun bir çubuk, ikinci barınakta esnek ve dayanıklı uzun bir ip,üçüncü barınakta ise kırık bir ok buldu. Bunları birleştirince ortaya çıkacak şey, muhtemelen ok-yay takımı olacaktı. Birkaç saatini bunları yaparak harcadı.Ardından sağlamlığını kontrol etmek amacıyla ağaç dalına tünemiş bir kuşu hedef aldı ve kuşu, ufak başından vurdu. Daha hiç ok atmamışken, bu kadar başarılı bir atışı kendinden beklemiyordu. Şaşkınlığını kardeşiyle paylaşmak için ufak barınağa doğru koşturmaya başladı. Barınağa uzaktan göz gezdirince tuhaflıklar serisi o an baş göstermeye başlamıştı. Barınağın kapısı zemine uzanmıştı ve ortasında derin çatlaklar vardı. İçeride ise tam anlamıyla bir vahşet yaşanmıştı. Kadının başsız bedeni, çocuklarının ufak bedenini örtmüştü. Daracık barınağın zemini kan gölüne dönmüştü. Gözleri dehşet tablosunun içinde kardeşini aradı, ama kanlı suretlerin arasında kardeşi yoktu. Midesine hâkim olamayarak, barınaktan yalpalayarak çıktı ve barınağın hemen yanına kustu. İçinde hiçbir şey kalmayana dek kustu. Kafasını kaldırdığında etrafını çevreleyen siyah cübbeler gördü. Gölgeleri andıran vücutları, rüzgârla dalgalanıyordu sanki. Ya da direk korkunç gölgeler, vücut bulmuş gibiydi. Yavaşça doğruldu ve karanlık suretlerin her biri üzerinde gezdirdi bakışlarını. Hala elinde tuttuğu yayını doğrulttu ve yayı gerdi. Gözünü kapayıp rastgele bir yere doğrulttu ve okunu serbest bıraktı. İnce bir haykırış duydu hemen ardından. Yüzünde bir gülümseme belirdi. Ok, etrafını çevreleyen gölge adamlardan birini bulmuş olmalıydı. Fakat bu kadar ince bir ses beklemiyordu. Gözlerini araladığında,gölge bir adamın öne doğru tuttuğu küçük bir bedenin tam sol göğsünden oluk oluk kan akıyordu. Bu beden… Kardeşine aitti. Kendi kardeşini kendi öldürmüştü.Oku ve yayı tuttuğu ellerine tiksinerek baktı ve dizleri üzerine çöktü.Ağlayacak cesareti bile bulamıyordu kendinde. Güçsüzlüğüne yenik düşüp bayıldı.Saatler sonra gözlerini açtığında dehşet tablosunun çok uzağındaydı. Bir yatak üzerinde yatar halde buldu kendini. Çok farklı hissediyordu. Bütün acıları dinmiş gibiydi. Kalbi ağlamıyordu. Hiçbir şey düşünmüyordu. Bütün hisler kaybolmuştu ruhundaki. Değişik bir açlık hissetti,farklı bir susuzlukla birlikte. Ayrıca karanlık bedenler yerine, beyaz silüetler vardı yanı başında.Tamamen ruhsuz bakıyorlardı ışıksız gözleri. Sonunda aralarından biri her şeyi açıkladı.Aslen safkan bir vampir klanının vârislerinden olduğunu, ama güçlerinin öz ailesi tarafından mühürlendiğini anlattı. Sebebini ise klanın, avcılar tarafından yargılandığını ve suçlu bulunduğunu, bu sebeple klanın ortadan kaldırıldığını anlattı. Fakat öz annesinin, Peeta’yı; klanın son üyesini korumak adına güçlerini mühürleyip, insan bir aileye verdiğini anlattı. Mührün ise farklı bir klanın ,yeni nesil lideri tarafından kaldırıldığını öğrendi. Ve Peeta da artık bu klanın himayesine girmişti ve asıl kimliğini hayatı son bulana kadar kimseye anlatmamaya söz verdi. Yani hiçbir zaman, asıl kimliğine kavuşamayacaktı ve sahte kimliğiyle hayatının son bulmasını bekleyecekti.

Tüm bunları düşünmek, ruhunun sıkıntı ve kederle kaplanmasına sebebiyet verdi. Öz ailesini yargılayan avcı klanı, Peeta’nın peşine düşmüştü. Her yerden köşeye sıkışmıştı. Soyadını taşıdığı klan lideri daha fazla yardım edemiyordu Peeta’ya. Üstüne üstlük hayatına son vermesine engel olan tek sebep de kendisi yüzünden tehlike altındaydı. Helen… Son çare olarak avcılar Helen’i hedef göstermişti. Ne yapacağını bilemiyordu. Aklını kaybetmek üzereydi. Onun hayatı, kendi sırrı yüzünden tehlikedeydi. Onsuz bu karanlık dünya değersiz ve boştu. Sırrını ifşa etmesi ise, kendi hayatına mâl olacaktı. Ne yapılması gerektiğini biliyordu. Helen’i hayatta tutacaktı her halükârda. Kararını verdi. Son defa Helen’i görecekti. Sonra hayatından tamamen çıkıp gidecekti. Gözlerini efsunî aydan ayırarak kaideden atladı. Sessiz adımlarla terastan ayrıldı ve yatakhane koridorlarında ilerlemeye başladı usulca. İsmini, ayın ihtişamından edinen ay yatakhanesi, her zamanki sessizliğiyle ve resmiyetiyle hareketlenmişti, o terasta son kararını verirken. Karanlıkla dost,asil mahlûkatlar gece sınıfının sıralarını dolduruyordu yavaş yavaş.Peeta her zamanki umursamaz tavrını takınarak,arkalarda bir sıraya yerleşmiş sarışının,yanına doğru ilerledi.Görüntüsü ve mimikleri ele vermese de kendini,yalnızca Helen’in fark edeceği bir heyecanla parlardı gözleri.Sıraya oturmadan önce,ince dudakları belli belirsiz kıvrıldı.Saçını eliyle karıştırdıktan sonra,Helen’in yanına oturdu.Yeknesak hareketlerinden ödün vermeyerek,Helen’in iri gözlerine kilitledi gözlerini.Aynı soğuk bakışları atan,kendisiyle aynı tavırları sergileyen karşısındaki ilahî güzelliğin yanında,başka bir Peeta oluyordu.Tabi bunu,diğerlerinin fark etmesi olanaksızdı.Peeta, duygularını sergilemezdi dış dünyaya.Soğuk tavırları,donuk bakışları her durumda aynı kalırdı.Tek istisna,Helen’in varlığını yanında hissettiği zamanlardı.Aynısı Helen içinde geçerliydi büyük ihtimalle.Ders hocası sınıfa girdi ve Peeta’ya son dersini anlatmaya başladı.

Zaman kaybı olarak gördüğü ders, son buldu sonunda. Peeta, dersin yarattığı dalgınlığı üzerinden atarak, sınıftan çıktı. Çıkmadan önce Helen’e kaçamak bir bakış attı ve ağır adımlarla karanlık koridora çıktı. Obakışın anlamını bilen Helen, Peeta’nın hemen ardından sınıftan çıktı ve Peeta’ya yetişti. Peeta, Helen’in ufak elini yakaladı ve ince bedenini, kendisine doğru yaklaştırdı. Karanlık yatakhanenin sonundaki koridora doğru ilerlediler. Odasına adım attığı an itibariyle, içindeki diğer Peeta, hayat bulmaya başladı. Hala Helen’in narin elini bırakmamıştı. Odanın ortasındaki haki renkteki geniş, kadife koltuğa doğru ilerledi. Kendisiyle birlikte, Helen’i de geniş koltuğa oturttu. Tamamen yüz yüze bakıyorlardı o an. Peeta, Helen’in gözlerindeki huzursuzluğu ve kaygıyı görünce, Helen’le aynı ruh haline büründü. Kaşlarını çattı belli belirsiz. Aralarındaki sessizliği bozarak;

”Neden huzursuzsun ufaklık?”

dedi. Ardından Helen’in ince bedenini kolları arasına aldı. Tüm merhametini ve sevgisini hissettirmeye çalışıyordu. Huzursuzluğunun sebebini biliyor olsa da, anlatmasında yarar vardı. Helen de dolgun dudaklarını aralayarak, fısıldar gibi konuşmaya başladı;

”Senin için endişeliyim Peeta. O hallerin hala aklımda ve silinmiyor hafızamdan”

dedi sesi bir nebze daha artarak. Daha da konuşacaktıf akat Helen’in müdahalesiyle sözlerini sonlandırdı.

“Endişelenecek bir şey yok. O haldeki ben değildim unutuyorsun. Gerçek Peeta asla Helen’e zarar vermez. Aklından dahi geçirmez. Büyük bir güç bile aramıza kanlı bir duvar örmeye yetmedi.Yalnızca senin için varım.Eğer bir gün senin ağzından dökülen o sözleri duyarsam,yine senin için zail olurum.Böyle düşünceler bize yakışmıyor ufaklık.Nerede ilgisiz Helen?”

dedi Peeta sesindeki ufak alayla.Fakat onu gerçekten zor zamanlar bekliyordu.Belki de gözyaşları ıslatacaktı Helen’in pürüzsüz yüzünü. Yine de hayatı daha önemliydi. Peeta için her şeyden daha önemliydi. Kendi hayatı da dahil.

”Beni ilgilendiren tek şey sensin Peeta”

dedi Helen, Peeta’ya bedenini daha da yaklaştırarak. Bu sesin sahibi değiştirebiliyordu Peeta’yı tek.Aşkla çıkmış sözlerin ardından,Peeta’dan pek az görülür bir şey oldu.Sivri dişleri gözükene kadar gülümsedi ve Helen’in sarılmasına,tatlı bir öpücükle karşılık verdi.Masum öpücüğü,tutkulu öpücüklere dönüştü yavaş yavaş.Helen’in tatlı dudaklarını,nefesini kendi bedeninde hisseden Peeta,arzularına yenik düşerek daha yoğun daha tutkulu buseler kondurdu .Tüm düşüncelerinden sıyrıldı, tüm endişelerini uzaklaştırdı zihninden. Helen’in ruhunu hissetti bedeninde. Kızın yanaklarından süzülen soğuk gözyaşları ıslattı kendi yüzünü. Her şeyi sezmiş gibiydi sanki. Zihninden uzaklaştırdığı tüm keder,Helen’e ulaşmıştı belki de. Helen’in tatlı dudaklarından ayırdı kendi dudaklarını istemeden. Kızın ufak yüzünü elleri arasına aldı. Gözyaşlarını durdurmaya çalışmadan konuşmaya başladı;

“ Helen, sevgilim. Sensiz değersizim ben bu dünyada. En katlanılmaz acı, seni kaybetmektir benim için. Anlamalısın. Senin değerli yaşamın, benim ortaya koyabileceğim her şeyden daha üstün. Bu yüzden seni daha fazla tehlikeye atamam. Kalbini kırmak en büyük korkum olsa da, daha fazla ateşe sürükleyemem seni. Affet beni..”

dedi çatlak bir sesle. İkisi de gözyaşlarına boğuldu.Ardından Peeta, Helen’in dizlerinin hemen önüne çöktü ve kızın elini tutup,bileğinin kokusunu, teninin kokusun içine çekti. Minik bir öpücüğün ardından, sık adımlarla odadan çıktı ve dakikalarca koştu. Zamansızlığa mı yoksa zamanın tükenişine mi koşuyordu, bilmiyordu. Yine de o ortadan kalkınca çarklar yerine oturacak mıydı, emin değildi. Helen’in kalp atışlarını duyamayacak kadar uzaklaştı. Son defa baktı karanlık dünyaya. Son defa izin verdi ruhunun ağlamasına. Ve son defa izin verdi kalbinin atmasına...

Karanlık sokakların birine girdi ve seneler önce kardeşini öldürdüğü aynı okun, keskin, gümüş ucunu sapladı kalbinin derinliklerine. Ağlamak çare değildi, yine de söz dinlemiyordu bedeni. Gözleri, geldiği yola takılı kaldı. Gümüş, kalbini parçalarken Helen'in çehresi düştü gözlerinin önüne. Yüzünü korkuların gölgesi kapatmıştı sanki. Sonra adını haykırdığını işitti. Hareket etmeye yeltendiyse de olduğu yere yığılı kalmıştı. Gözleri boşluğa dalıp giderken ruhu, bin bir parçaya bölünüyordu. Ölümü de yaşamı kadar değersizdi. Dudağının kenarında yarım bırakılan o isim buhar olup havaya karıştı.

Hel...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Vis Sanctus
Kutsal ışık|| Yaratıcı
Kutsal ışık|| Yaratıcı
avatar

Mesaj Sayısı : 482
Kayıt tarihi : 07/11/10

MesajKonu: Geri: Sturm   Paz Nis. 24, 2011 3:52 pm

Gerekli Uzunluk= 10 puan
Anlatım= 24 puan
Renklendirme/Görünüm= 8 puan
İçerik/Kurgu= 22 puan
Akıcılık= 10 puan
İmla= 9 puan
Paragraf Düzeni= 4 puan
Tutarlılık= 5 puan

Toplam= 92
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Sturm
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Contraria Vocantum Rpg :: Yönetim :: Rp Gücü Hesaplama-
Buraya geçin: