Contraria Vocantum Rpg
Bir gezegen ve birbirine düşman iki ırk. Bir de arada kalanlar... Yüzyıllardır süre gelen bir savaş... Bu büyülü savaşa siz de dahil olun!

Üyeyseniz giriş yapın, eğer değilseniz hemen kaydolun ve eğlenceyi kaçırmayın!



 
AnasayfaAnasayfa  TakvimTakvim  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Dumbledore, Alastor.

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Bernard Lapiere
Akademi Müdür Yardımcısı & Sosyoloji Profesörü
Akademi Müdür Yardımcısı & Sosyoloji Profesörü
avatar

Karakter Yaşı : 623.
Rp Partneri : Iva'Mm x3.
Mesaj Sayısı : 46
Kayıt tarihi : 02/05/11
Gerçek Yaş : 25

MesajKonu: Dumbledore, Alastor.   Ptsi Mayıs 02, 2011 6:31 pm

Gökyüzündeki en büyük yıldız kaymış gibi hissetti Aldrich. Büyü usulca ona çarptığında. Öyle ki, yüz yıldır uyumamış gibi hissetti. Ardından dengesini kaybetti, on şişe tekila içmişçesine yalpalamaya başladı düello salonundaki, uzun, taştan yapılma kısımda. Ve ardından önce bacakları yığılmaya başladı yere doğru. İnat etti, direnmek istedi. Ama başaramıyordu. Geçen her saniye, bir uzvu daha yerçekimine kapılmışçasına düşmeye başlıyordu yere. Ve yaklaşık on saniye sonra, sağ, derin bakışlı, mavi gözünden usulca bir yaş aktı. Ardından da, tüm vücudu koca bir çınarın devrilmesi gibi yığıldı yere. Ardından da, ölüyormuşçasına kapattı gözlerini. Ama bu kadarla sınırlı değildi uykusu. Zihni karışmıştı eski diyarlara. Çocukluğuna!

“Sarı saçlı, tatlı çocuk, gideceği yoldan gidiyordu. Gevşek ve düzensiz adımlarla, gözü uzaklarda, başı yana eğik, ıslık çalarak… Yolunu sapıttıysa, bu daha çok kimileri için gidilecek bir gerçek bir yol olmadığındandı. Ne olacağını sordukları zaman, birbirini tutmayan cevaplar veriyordu; çünkü kendisinde birçok yetenek bulunduğunu, bunların aslında olmadığı düşünse de, söylemeyi alışkanlık edinmişti. Doğduğu şehri henüz bırakmadan önce benliğini oraya bağlayan bağlar yavaş yavaş çözülmüştü. Eski ve köklü Dumbledore ailesi azar azar ufalmış ve dağılmıştı; başkalarının, babasının özel yaşam ve varoluş biçimini, bu durumun belirtisi gibi görmekte hakları vardı. Soyun başı olan dedesi ölmüştü. Çok geçmeden, babaannesini de yitirdi. Uzun boylu, düşünceli, düğme deliğinde bir kır çiçeği takılı, üstü başı pek düşkün babaannesi… Ve büyük Dumbledore malikânesi, saygıdeğer geçmişiyle, satılığa çıkarılmış, aile paramparça olmuştu. Üvey kardeşi, güzel ve ateşli, olağanüstü piyano ve mandolin çalan, her şeye ilgisiz olan biriydi. Bu olaylardan bir yıl sonra, İtalyan adı taşıyan bir virtüözle evlendi ve bir daha hiç görülmedi.”

Geçmişe dönmekten kurtulduğunda, karşısında yıldırımın çarptığını anladığı rakibi Chuck vardı. Tüm düşüncelerini beyninde topladı. O üç dakikalık anı unutamadı nedense. Baba evinin bulunduğu; eğri büğrü, dik damlarından nemli rüzgârların estiği şehri, gençliğinin sırdaşı olan fıskiyesiyle yaşlı ceviz ağacını, çok sevdiği denizi… Bırakama… Bıraktı; ama bundan bir acı da duymadı. Çünkü büyümüş ve akıllanmış, benliğinin bilincine ermişti. Ruhu uzun süre tutsağı olduğu bu ağır ve miskin yaşama karşı küçümseme doluydu.

Kendisini tamamen güçlü olmaya; dünyada en yüksek şey olarak gördüğü, hizmetine çağırıldığını hissettiği, kendisine görkemli bir yaşam ve iyi bir geçim sağlayacağını düşündüğü; bilinçaltında ve sessiz yaşamın üzerinde gülümseyerek hakim olan, ruh ve söz gücüne adadı. Gençliğinin bütün tutkusuyla, kendini güçlü olmaya verdi; güçlü olmaksa, buna karşılık sağlayabileceği her şeyle onu ödüllendiriyor, fakat karşılığını da ondan acımasızca alıyordu.

Güçlü olmak, bilincini biledi ve insanların göğsünü kabartan büyük sözlerin iç yüzünü gösterdi; ona insan ruhunu ve kendi ruhunu açtı, kavrayışını derinleştirdi; dünyanın içyüzünü, sözün ve işin ötesinde kalan başka şeylerin hepsini gösterdi. Ve orada şunu gördü: Gülünçlük ve sefillik, sefillik ve gülünçlük!

Bunu da bilginin verdiği derin üzüntü ve gururla birlikte akıl almaz bir yalnızlık izledi; artık kaygısız ve karanlık ruhu saf gönüllülerin çevresinde yaşayamıyordu. Alnındaki nişan, onları rahatsız ediyordu; ne var ki söz ve biçimle uğraşmaktan duyduğu zevk gitgide daha da tatlılaşıyordu. “Çünkü ruhu bilme, onu anlatabilme zevki bizi uyanık ve neşe içinde bulundurmasa, insanı doğruca karamsarlığa götürür” diyordu.

Yaratmanın gizli sarhoşluğunda her şeyin yaprak açtığı, kaynadığı ve tohum verdiği ılık, tatlı, kokularla dolu bir ilkyaz havasını andıran sanat havasını solurken; ruhunu, duyulara arşı bir nefret ve kin, bir temizliğin ve sessizliğin namusluluğuna olan susuzluk kaplıyordu. Ve bundan yalnızca şu sonuç çıktı: birbirine karşıt eğilimler arasında sallanarak, buzdan bir maneviyatla kemirici bir şehvet arasında sendeleyerek, vicdan azabı içinde, öldürücü, olağandışı, serseri, şaşırtıcı bir yaşam sürüyordu. Ve o, Aldrich F. Dumbledore, bundan gizli bir iş yaparmış gibi hem tiksiniyor hem de eğleniyordu.

Yetenekleri bir toplum süsü olan, yoksulu ve zenginiyle, yabani ve kalender halleriyle, acayip boyun bağlarıyla dolaşan, her şeyden önce mutlu, sevimli ve profesör gibi yaşamayı düşünen, iyi davranışların ancak kötü yaşam koşullarının zorlamasıyla ortaya çıktığını ve yaşayan adamın çalışmadığını, tam bir yaratıcı olmak için ölmek gerektiğini bilmeyen gençleri küçümsüyor ve onları aşağılayarak sessiz, kapalı ve gizli çalışıyordu.

Bunları düşünürken alem ve boyut değiştirmişti. Adamın olmayan gemisi engine açılırken, akşam karanlığı düşüyordu ve ay yüzen bir gümüş pırıltısıyla yükseliyordu. Aldrich, gittikçe sertleşen rüzgardan korunmak için pardösüsüne bürünmüş, geminin burnunda oturuyordu. Aşağıdaki dalgaların karanlık gidiş gelişlerini dalgın dalgın seyrediyordu. Güçlü ve dümdüz kütleli; birbirlerine çarparak ve gürleyerek kucaklaşan, sonra da birbirlerinden ayrılarak beklenmedik yönlerde dağılan, birden köpüklenen dalgaları…

Tatlı ve uyuşturucu bir neşe ruhunu kaplıyordu; memleketinde, bir dolandırıcı sanılarak tutuklanmak istediğine şaşırmıştı. Evet, bir dereceye kadar bunu haklı bulmuş olsa da yine de kendisini suçluyordu. Fakat hayalindeki gemiye bindikten sonra, yarı Danca, yarı kaba Almanca bağırışlar arasında, geminin derin teknesini dolduran yüklerin yüklenmesine bakmıştı.

Başını tuzlu ve sert rüzgara verdi. Hafif bir baş dönmesi, tatlı bir sersemlik veren, olgun ve engelsiz esen, kulaklarını tıkayan, her kötü şeyin, her acının, her yanlışın, her isteğin ve emeğin anısının tembel bir mutluluk duygusu içinde yok olduğu rüzgara...

Çevresinde yükselen gürlemeler, kaynamalar ve inlemeler içinde yaşlı ceviz ağacıyla bir bahçe kapısının gıcırtısını işittiğini sanıyordu. Ortalık gittikçe kararıyordu, hayalinde bindiği gemide.

“Aman Allah’ım! Yıldızlar… Yıldızlara bakın!” sözleri, bir fıçıdan çıkıyormuşçasına bir sesle, ağır ve ören bir şiveyle söylendi. Bu sesi tanıyordu. Sanki banyodan çıkmış gibi, yüzü taze ve ıslak, göz kapakları kızarmış, üstü başı sade, sarı-kızıl bir adamın sesiydi; eski bir dostunun. Dostu çekine çekine, belli etmeden epey ıstakoz omleti yutmuştu. Şimdi yanında korkuluğa yaslanmış, çenesini baş parmağıyla işaret parmağı arasında sıkarak havaya bakıyordu. Kuşkusuz, insanlar arasındaki duvarların yıkıldığı, gönlün yabancılara bile açıldığı, ağzın başka bir zamanda utancından kapanacağı şeyler söylediği, olağanüstü ve tümüyle düşlemsel ruh durumlarından birini yaşıyordu.

Akşam ilerliyordu. Rüzgar öyle şiddetlendi ki, konuşmasına dahi engel oluyordu. Böylece uyumaya karar verdi adam. Kamarasındaki dar yatağın üzerine uzandı, fakat hiç rahat edemedi; şiddetli ve sert kokulu rüzgar, onu görülmedik biçimde sarsmıştı. Yüreği kaygıyla çarpıyordu, sanki tatlı ve hoş bir şey bekliyormuş gibi. Sonra, gemi dalgadan bir dağın dibine kayarken ortaya çıkan sarsıntıyla, titreme hastalığına yakalanmış gibi suyun dışında dönmesi, midesini çok kötü bulandırıyordu. Yeniden giyindi ve dışarıya çıktı.

Bulutlar ayın önünden koşarak geçiyor, deniz dans ediyordu. Dalgalar yuvarlak ve düzenli bir biçimde gelmiyordu. Tam tersine, uzakta, ufka kadar, soluk ve titrek ışık altında deniz yırtılmış, kamçılanmış, altüst olmuş deniz yerinden zıplıyor ve alevler gibi uzanan dev gibi dilleriyle bulutları yalıyor, kaynak uçurumların yanında, garip ve parça parça olmuş dalgaları havaya atıyor ve delice bir oyunda, köpükleri, ulu kollarının bütün gücüyle serpiyor gibiydi. Gemi güçlükle ilerliyordu. Baştan yalpa vurarak, yuvarlanarak, inleyerek, bu altüst oluş arasından kendine yol açmaya çalışıyordu. Zaman zaman yolculuğa katlanamayan beyaz ayıyla kaplanın içeride bağrıştıklarını işitiyordu.

Muşambalı bir adam, kukuletası başında, kuşağına bir fener bağlı, bacaklarını açarak ve güçlükle sallanarak güvertede gidip geliyordu; geride korkuluk üzerine eğilmiş olan Hamburglu delikanlı, pek kötü bir durumdaydı.

Adam, halata yapışmış bu başıboş taşkınlığı seyrediyordu. Göğsünden, fırtınanın ve dalgaların gürültüsünü örtecek denli güçlü bir neşe çığlığı çıkıyor, coşkulu bir aşkla deniz şarkısı ruhunda çınlıyordu. Uzun bir zaman, böylece ayakta durdu; güverte kamarasında, bir sıraya uzandı ve yıldızların ürperdiği göklere baktı, birazda uykuladı. Yarı uykusunda, yüzüne sıçrayan köpükler ona bir okşayış gibi geliyordu…

Ay aydınlığında dik tebeşir kayaları hortlaklar gibi göründü ve yaklaştı. Yeniden uyukladı, bazen yüzünü sertçe ısıran ve çizgilerini katılaştıran tuzlu serpintiler, uykusunu bölüyordu. Büsbütün uyandığında artık sabah olmuştu; soluk gümüş renginde, serin bir gün… Yeşil deniz daha sessizdi. Kahvaltıda dostunu yeniden gördü. Kuşkusuz, karanlıkta o denli şairce ve ayıplanacak şeyler söylemesinden ötürü, belki de utanarak, çok kızardı. İşte tam o sırada…

Uyandı! Üzerine doğru gelen iki büyüyü de aniden savuşturması gerekiyordu. En iyi savunma saldırıdır diyerek gelen büyüyü savuşturabilecek bir büyü yaptı. “Expelliarmus!” Büyüsü, diğer büyüleri savuştururken, adam haykırdı saldırmak için. “İmperio!"


* Rp bana aittir, doğruluğu kanıtlanabilir.
* Aldrich ismi, kullandığım karakterlerden bir başkasının ismi olmaktadır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Vis Sanctus
Kutsal ışık|| Yaratıcı
Kutsal ışık|| Yaratıcı
avatar

Mesaj Sayısı : 482
Kayıt tarihi : 07/11/10

MesajKonu: Geri: Dumbledore, Alastor.   Ptsi Mayıs 02, 2011 7:40 pm

Gerekli Uzunluk= 10 puan
Anlatım= 22 puan
Renklendirme/Görünüm= 8 puan
İçerik/Kurgu= 22 puan
Akıcılık= 9 puan
İmla= 9 puan
Paragraf Düzeni= 4 puan
Tutarlılık= 5 puan

Toplam= 89
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Dumbledore, Alastor.
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Contraria Vocantum Rpg :: Yönetim :: Rp Gücü Hesaplama-
Buraya geçin: