Contraria Vocantum Rpg
Bir gezegen ve birbirine düşman iki ırk. Bir de arada kalanlar... Yüzyıllardır süre gelen bir savaş... Bu büyülü savaşa siz de dahil olun!

Üyeyseniz giriş yapın, eğer değilseniz hemen kaydolun ve eğlenceyi kaçırmayın!



 
AnasayfaAnasayfa  TakvimTakvim  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Monica Milagrosa

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Imogen Juanisha
4. Sınıf | Nigra Öğrenci
4. Sınıf | Nigra Öğrenci
avatar

Karakter Yaşı : 17
Rp Partneri : ~
Mesaj Sayısı : 16
Kayıt tarihi : 25/05/11

MesajKonu: Monica Milagrosa   Perş. Mayıs 26, 2011 12:01 am

İçimde büyük bir mutluluk hâkimdi. Hiç olmayacağım kadar mutluluk ve zevk duyuyordum. Başkasının acısı, nasıl bana böyle mutluluk verebiliyordu? Gerçekten bu kadar acımasız mıydım? Başka biri orada acı çekerken bile gülümseyebiliyordum. Onun acı çığlıkları, benim kahkahalarımla birleşmişti. O acı ile yanarken, ben mutluluktan yerimde duramıyordum. Ne yapıyordum ben? Gerçekten bu kadar acımasız olabilir miydim? Hayır. Bu mutluluk öfkeden kaynaklanıyordu; Sahte, gurur veren ve masum bir mutluluk. Düşmanım için bu mutluluk azdı bile. Daha çok acı çekmesi gerekiyordu. Onun bana yaptıklarının hesabını alıyordum.

Büyük salonda, çok fazla gürültü vardı. Oldukça sıcak, ama soğuk bir hava hâkimdi içerde. Durmadan çığlıklar yankılanıyordu. Ama her şeye rağmen, Marianne, kendisine yardım etmek isteyenleri savuşturuyordu başından. Sonunda kalabalığın arasından görebilmiştim onu. Herkesi bir şey olmadığına ikna etmiş gibi görünüyordu. Tüm öğrenciler ağır, ağır dağılıyor, yerlerine oturuyorlardı. Marianne acı çektiği halde, hiçbir şey hissetmiyormuş gibi davranmaya çalışıyordu. Ama çektiği acı, yüzünden rahatlıkla okunabiliyordu. Kemikli elleri, uzun saçlarını asılıyordu. Tüm vücudu sanki bir yılan gibi kıvranıyordu. Çığlık atmamak için, dişlerini sıkmış bir haldeydi. Bu gördüklerim karşısında, çektiği acının yetersiz olduğunu düşünüyordum. Sanırım iksiri yanlış hazırlamış olmalıydım. Ama yine de beni mutlu edebiliyordu. Onunu bir çığlığı ile içim ferahlamıştı. Şimdi bana yaptıklarının, cezasını çekiyordu. Onun acısı haline gelmiştim. Ona acı vermek o kadar hoşuma gitmişti ki… Sonunda dayanamayarak, hiddetli bir ses tonuyla gülmeye başladım. Kahkahalarımın ardı arkası kesilmiyordu. Sonunda yaşadığım sevinci, dışarıya vuruyordum. İşte şimdi, bir övgüyü hak ediyor olmalıydım. Yanımdaki arkadaşım, beni susturabilmek için ağzımı kapatmıştı. Ama ben hala yaptığım şeyin, özgüye değer olabileceğini düşünüyordum. Yaptığım şeyin, diğerlerini nasıl etkilemiş olabileceğini görmek için, gözlerimi salonda gezdiriyordum. Anlaşılan sessizliği sağlamıştım ve birçok sert bakışı üzerimde hissediyordum. Bir an gözlerim, Marianne’nin sert ve sinirli bakışlarına takıldı. Benim yapmış olabileceğimi anlamış olmalıydı. Ama salonda bulunan diğerleri, sadece onun acısına saygısızlık ettiğimi düşünmüşlerdi. Her şeye rağmen, salonun havası çok değişmişti. Louis elini ağzımdan çekerek, ayağa kalktı. Bir açıklama yapma isteği duymuş olmalıydı. ‘’ Arkadaşlar bakın, Arkadaşımın saygısızlık etmek gibi bir niyeti yoktu. Sadece biraz sinirleri bozuk, o kadar.’’ dedi gergin bir şekilde. Bu yaptığı bana çok saçma gelmişti, bu yüzden ona ayağımla vurdum. Ama yaptığı şey, işe yaramış gibi görünüyordu. Artık kimsenin bakmadığını hissediyordum. Ama yine de üzerimde, meraklı bakışların olduğu da çok açıktı. Zaten herkesin canını sımıştım, bu yüzden buradan bir an önce uzaklaşmalıydım. Dikkat çekmemeye özen göstererek ayağa kalktım ve koridorlara doğru yöneldim.

Bugünü hayatım boyunca unutamayacaktım. Gurur ve utanç verici bir günün ardından, yorgun düşmüştüm. Bu yüzden koridorda ağır, ağır ilerliyordum. Her bir adımımda, hâlâ intikam için yanıp tutuşuyordum. O hayranlık verici, intikam ateşi geliyordu gözlerimin önüne. Tam bu sırada, omzumun üzerinde bir el beliriverdi. Çok korkmuştum, bu yüzden ani bir hareketle, yerimden sıçrayarak ondan uzaklaştım. Bu Marianne’idi. Acı çekiyor gibi de görünmüyordu üstelik. Mutlu görünüyordu, ama gözlerindeki intikam ateşini görmemek mümkün değildi. Yanında ise iki arkadaşı duruyordu. Onlarında Marianne’den eksik kalır yanları yoktu. Öfkeliydiler, hem de çok öfkeli. Bu durum nasıl bir hal almıştı böyle. Az önce çok mutluydum, şimdi ise korkuyordum. Marianne ise, çektiği acıların ardından yeniden gülmeyi başarabilmiş gibi görünüyordu. Marianne bana, bir adım daha yaklaşmıştı. ‘’Seni korkak! Yaptıklarının arkasında durmalısın, öyle değil mi?’’ dedi. Sanki zafer kazanmıştı. Aslında asıl korkak oydu. Tek başına bile değildi üstelik. Benim bir şey söylememe fırsat vermeden, sözlerine devam etti. ‘’Tabi korkmalısın. Bana çektirdiğin acıların hesabını alacağım.’’ Hâlâ ne hesabından bahsediyordu. Onun bana yaptıkları karşısında, bu bir hiç kalırdı. Üstelik iksiri, doğru düzgün bile yapamamıştım. Yanındaki arkadaşlarda, bana duydukları nefreti açıkça ortaya koymaktan, zevk alıyor gibi görünüyorlardı. Onların, bana bir şey yapacağı düşüncesini aklımdan çıkaramıyordum. Ama eğer bir şey yapacaklarsa, beklemekten çok sıkılmıştım. ‘’ Korkmamı gerektirecek bir şey göremiyorum ben. Üstelik senin acı çekişini görmek her şeye değer. Anlıyor musun her şeye’’ dedim bir süre sonra. Bu tavrım onu öfkelendirmeye yetmişti. Sinirden ne yapacağını bilemeyecek duruma gelmişti. Aniden çığlık atmaya başladı. Attı çığlık kulağımı delip geçmişti sanki. Marianne’ye baktığımda, yere düşmüş ve hâlâ acı çektiğini gördüm. Çığlıklar atarak, ‘’ Senin işini bitireceğim.’’ ‘’Seni öldüreceğim’’ gibi tehditler savuruyordu. Bu durum karşısında, yanındaki arkadaşlarından biri, beni hızlı bir şekilde kavradı. ‘’Şimdi nasıl hissediyorsun bakalım?’’ diye sordu, sırıtarak. Elimi ve kolumu o kadar sıkıyordu ki… Ben de duyduğum acının etkisiyle çığlık attım. Ondan kurtulmak için, var gücümle kolunu ısırdım. İşe yaramış görünüyordu; beni sıkmayı bırakmıştı. Ardından onu yumruklayarak, elinden kurtulmayı başarmıştım. Marianne yeniden ayağa kalkmıştı. ‘’ Artık daha iyiyim ve sen kötü olacaksın. Ne kadar direnirsen diren, işini bitireceğim.’’ Sözleri çok açıktı ve iksirin etkisi geçmiş olmalıydı. Beni tutan arkadaşı, üzerime doğru yürümeye başladı. Ondan uzaklaşmak için, geri, geri adım attığımda ise, arkamdan birinin beni yakaladığını fark ettim. İki kol umuda, tutuyorlardı. Onlardan kurtulabilmek için, durmadan çırpınıyordum. Ama bu hiç bir şeyi değiştirmiyordu. Aniden yüzümde bir acı hissetim. Marianne, durmadan bana vuruyordu. Sonunda durdu ve asasını alarak, bana doğru kaldırdı. Ve bana gülümseyerek ''Acı çekme sırası sende, benden kat kat acı çektireceğim sana’’ diye mırıldandı. Öfkeliydi, aslında hiç öfkesi dinmemişti. Bana acı çektirmek yerine, öldürmesini diliyordum. Arakadan gelen bir ses ile ürperdim. ''Ne yaptığınızı sanıyorsunuz siz.’’ Bu Louis’in sesiydi. Yavaşça arkadan dolanarak, Marianne’nin yanına geldi. Yanında daha önce bir çok şeyi birlikte yaptığımız, sır arkadaşım, Julie vardı. Julie bana gülümseyerek, ‘’Yine başını belaya sokmuşsun. Ama biz olduğumuz sürece, canını yakamayacaklar.’’ Dedi. Ardından beni tutan çocuklara tekme savurdu. Iska geçmişti. Kimsenin bir yerine zarar gelmemesine rağmen, dikkat dağıtmayı başarmıştı. Bir çırpıda ellerinden kurtuluverdim.

Bir resim, yada film sahnesini andırıyordu halimiz; karşı karşıya, asaları birbirimize doğrultmuş ve ilk hareketi bekliyoruz. Ama, dakikalar geçmesine rağmen, hiç birimiz cesaret edip, hareket edememiştik. Sonunda dayanamayarak, ‘’Haydi uzatmayalım, sizin ne kadar korktuğunuz belli.’’ Dedim, kendimden emin bir şekilde. Sözlerim, herkes üzerinde bir hareketlenmeye sebep olmuştu. Sonunda Marianne adım, adım yaklaşarak, ‘’Seni bu söylediklerine pişman edeceğim,’’ diye söylendi. Çok geçmeden Marianne, asası ile büyülü sözcükler söylemeye başladı. ‘’ Aqua…’’ Yapacağı şeyi çok merak etmiştim. Ama bunu deneyerek görmek, gibi bir niyetimde yoktu. Bu yüzden, sözcükleri tamamlayamadan, Marianne’nin üzerine atladım. Asasını kullanmasına izin veremezdim. Bir müddet boğuşmanın ardından, bir ses ile olduğumuz yerde kala kalmıştık.

Profesör, yavaş ve sakin bir şekilde bize doğru yaklaşıyordu. ‘’Siz küçükler. Burada ne yapıyorsunuz.?’’ Sinirlenmişti ve siniri gittikçe artıyordu. Bir müddet bizi inceledikten sonra, ‘’Demek kavga ediyordunuz. Bu yaptıklarınız cezasız kalmayacak. Benimle gelin!’’ Ceza alacağımız, zaten belli bir şeydi. Ama profesör ile karşılaşacağımızı, hiç düşünmemiştim. Zaten artık bir önemi de yoktu. Önemli olan, ceza almış olmamızdı.

Hepimiz, profesörün arkasına takılmış ilerliyorduk. Görünüşe göre, mahzene gidiyorduk. Mahzenlerin önüne varmıştık. Profesör, bizi mahzene kapatmadan önce, hepimizi tek, tek gözden geçirdi ve ‘’Siz işe yaramaz çocuklar‘’ diye söylendi.

Hepimiz bir köşeye çekilmiş, sesiz bir şekilde birbirimizi inceliyorduk. Burada böyle oturmaktan, çok sıkılmıştım. Bu yüzden, etrafımdakilere laf atmaya başlamıştım. ‘’Marianne görüyorum ki, burada bulunmaktan korkmuşsun.’’ Aslında hiç korkmuş görünmüyordu. Ama düşmanımı kızdırmak, benim çok hoşuma gitmişti. Yinede Marianne’nin buraya ilk gelişi idi, onu korkutmaktan hiçbir zarar gelmezdi. Marianne’ye ‘’Sanırım biraz önce arkada, karanlık bir ruh gördüm,’’diye fısıldadım. Marianne’yi korkutma çabam işe yaramıştı. Marianne hızla yerinden kalkarak, başka bir duvara dayandı. Titriyordu. Çok geçmeden, oldukça kalın bir ses, ‘’Ne yaptığını sanıyorsun!Onu korkutarak, bir şey elde edemezsin.’’ Dedi. Sesin geldiği yöne döndüğümde, kolumun acısını,yeniden hissetim. Bu beni tutan, iri yarı ve oldukça uzun boylu çocuktu. Dedikleri nede, bir anlam verememiştim doğrusu.

Saatlerce buradaydık. Çok yorulmuştum ve uyumak istiyordum. Fakat yerler o kadar soğuk ve serti ki… İsteğimin, mümkün olamayacağını düşünüyordum. Sonunda Marianne ‘’Jaklyn, hepsi senin suçun, hepsi…’’ diye söylenmeye başladı. Sanırım burada bulunmaktan, sinirleri bozulmuştu. Saçma hareketlerde bulunuyor ve beni durmadan suçluyordu. Artık beni suçlamasından, çok sıkılmıştım. Bu yüzden ona dayanamayarak, ‘’ Kapa çeneni Marianne’’ demek zorunda kaldım. Bu durum karşısında, karanlığın içinde bir hareketlenme oldu. Karanlığın içine doğru baktığım anda, kalbim acımaya başlamıştı. Sanki kalbim eriyor, yada kalbime dikenler saplanıyordu. Hislerimin ardından, ağlamak istiyordum,ama yapamıyordum. Düşmanlarımın karşısında küçük düşemezdim. Gözlerimin önüne anılarım geliyordu. Bir çok çocuksu anılar; bu yüzün olduğu anılar. Mutlu ve gülümsüyordu, ama şimdi sert ve gergindi.

Bir an dalıp gitmiştim. Barin’in ‘’Neden bana öyle bakıyorsun?’’ demesiyle, kendime geldim. Bir güneş parıltısı gibi, yeşil gözleriyle, sert bir şekilde bana bakıyordu. Daha önce onun, Brain olduğunu nasıl fark edememiştim? Şimdi düşünüyordum da, nasıl bana böyle davranabilirdi. Eskiden onunla, mükemmel bir dostluğumuz vardı. Aslında sonradan bu dostluk, hoşlantı halini almıştı. Zaten bu yüzden, birbirimizden uzaklaşmak zorunda kalmıştık. Ama görüyorum ki, uzaklaşmamız sadece bizi düşman yapmıştı ve onu hala çok seviyordum. Beni incitmiş olması, kalbimi acıtıyordu. Onu gözlerinin içine bakarak, ‘’Sen’’ diye fısıldadım. Sesim yayılmış ve yankı halinde yeniden kulağıma gelmişti. Ama Brain, sesimi duymamış gibi gözlerini yere çevirdi. Tam bu sırada, arkamdan bir ses ‘’Artık bu kadar oyun yeter’’ diye seslendi. Ama ben, yaşadıklarımın acısını atlatamamıştım. Gözlerim kararıyor, karanlığın içine gömülmüş hissediyordum.

Gözlerimi açtığımda, hala mahzendeydim, fakat etraftaki hava değişmişti. Etraf durgundu ve asalar birbirine çekilmiş bir haldeydi. Şimdi neden bu duruma geldiğimi anlayabiliyordum. Küçük bir baygınlık değildi yaşadığım, bir büyüydü. Profesör, asalarımızı almayı unutmuştu ve ben bunu daha yeni fark ediyordum.

Marianne ‘’Uyandın demek’’ dedi gülümseyerek. ‘’Bak arkadaşına ne yaptım’’ Bana bir kurbağayı gösteriyordu. İlk başta anlaya masamda, sonradan anlayabilmiştim, ne kastettiğini. Şaşkın bir şekilde, Marianne’ye ve kurbağaya bakıyordum. ‘’ Yoksa O…’’ Kelimelerimi tamamlayamadan, Brain söze girdi. ‘’Evet Julie’’ dedi. Nasıl yapmışlardı bunu, ona? Onlara o kadar sinirlenmiştim ki… Asağımı elime almış, durmadan isabetsiz büyüler yapıyordum. Adeta içerisi görünmez hale gelmişti. Duvarlar lanetlerin etkisi ile dayanamaz duruma gelmişti. Bu sırada profesör yenide beliriverdi. Oldukça sinirlenmişti. Bu ilkinden daha şiddetli ve fazlaydı; sade ve acımasızca. Bu sefer vereceği cezanın, çok acı vereceği kesindi.

Profesör,hepimizin yüzündeki ifadeleri inceliyordu. ‘’Hepinize öyle bir ceza vereceğim ki..’’ Sinirden yerinde duramıyordu. Biz ise sadece ona pişman bakışlarla bakıyorduk. Brain, profesörün vereceği cezayı merak etmiş olmalıydı. ‘’Bize ne ceza vereceksiniz?’’ dedi, ağlamaklı bir ses tonuyla. Profesör ise, biraz sakinliğini kazanmış görünüyordu. ‘’Sizden asalarınızı alacağım. Ta ki ne zaman akıllanırsanız, işte o zaman asalarınızı geri alırsınız.’’ Derin bir iç geçirerek, sözüne devam etti. ‘’Çünkü siz böyle davrandığınız sürece,Hogwarts’ta öğrenci olmayı hakketmiyorsunuz.’’ Şimdi ne yapacaktık? Pişmandım, evet. Keşke bu olaylar, hiç yaşanmamış olsaydı. Ama dersimi almıştım. Bundan sonra kimseye, en ufak bir düşmanlık beslemeyecektim.


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Vis Sanctus
Kutsal ışık|| Yaratıcı
Kutsal ışık|| Yaratıcı
avatar

Mesaj Sayısı : 482
Kayıt tarihi : 07/11/10

MesajKonu: Geri: Monica Milagrosa   Perş. Mayıs 26, 2011 6:25 pm

Gerekli Uzunluk= 10 puan
Anlatım= 18 puan
Renklendirme/Görünüm= 6 puan
İçerik/Kurgu= 17 puan
Akıcılık= 10 puan
İmla= 7 puan
Paragraf Düzeni= 5 puan
Tutarlılık= 4 puan

Toplam= 77
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Monica Milagrosa
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Contraria Vocantum Rpg :: Yönetim :: Rp Gücü Hesaplama-
Buraya geçin: