Contraria Vocantum Rpg
Bir gezegen ve birbirine düşman iki ırk. Bir de arada kalanlar... Yüzyıllardır süre gelen bir savaş... Bu büyülü savaşa siz de dahil olun!

Üyeyseniz giriş yapın, eğer değilseniz hemen kaydolun ve eğlenceyi kaçırmayın!



 
AnasayfaAnasayfa  TakvimTakvim  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Küçük Bir Veda~

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Lupita Leontyne
Müzisyen
Müzisyen
avatar

Karakter Yaşı : 19~
Rp Partneri : Evde kalmış durumda
Mesaj Sayısı : 20
Kayıt tarihi : 27/05/11
Gerçek Yaş : 21
Lakap : Leipei.

MesajKonu: Küçük Bir Veda~   Cuma Mayıs 27, 2011 9:06 pm

Acaba kaç saattir yollardaydı? Kaç saattir yürüyordu uçsuz bucaksız gibi görünen kocaman ovada? Kaçtığı yerlerde ne kadar hayat son bulmuştu bu kadar kısa zaman içinde? Oradan kaçarak kurtulabilir miydi acılardan. Ya da sadece bedeni mi rahatlardı? Uğruna savaştığı şeyler hiç mi acıtmazdı kalbini? Sorular... Sorular... Kaçarken bile geride bıraktıkları yüzünden bir geleceği olduğuna inanmayan saf bir çocuk. Zindanlarda doğmuş ama hür olarak ölmesi gerek. Kaçmasının sebebi sonsuz egosu değildi çocuğun sadece özgürlüğü tatmak isteyen ruhuydu. Ve kaçabilmek için aldığı yaralardan ruhu da yorulmuştu. Kurtuluşa bu kadar yaklaşmışken yürüyemeyecek kadar yorulmuştu. Özgürlüğü hissediyordu ama tutamıyordu.

Yere düştüğü saniyede sanki hayatta sahip olduğu her şeyi kaybetmiş gibi hissetti. Sadece bir kaç saniyeliğine sevdiği her şey yok olmuş, umutlarını yitirmiş ve yapayalnız kalmış gibiydi. Sonra gözler geldi aklına. Gördüğü en güzel gözler. İlk gördüğünde aklına içtiği kahvenin yanında yediği çikolataları getiren gözler. O an içinden yaşamak geldi. Sadece yaşamak ve o gözleri tekrar görmek. Bir kez bile olsa o gözlere tekrar bakabilmek. Hissettiği her şeyi hissedebilmek. Ama artık çok geçti. Gitmesi gerekiyordu. Bir daha geri dönmemek üzere. Ve o gözleri bir sonraki ölümüne kadar asla göremeyecekti.

Gözlerini gökyüzüne çevirip izlemeye başladı. Zümrüt gözlerinde her zamanki hüzün kırıntılarının yanı sıra birkaç damla gözyaşı sıralıydı. Belki de bir ömrün dertleri gizliydi o birkaç damla gözyaşının ardında. Ya da tüm neşelerini saklamıştı o gözyaşlarının içine. Ne olursa olsun, bundan sonra kimse öğrenemeyecekti sakladıklarını. Yaşadığı her şey bir rüya gibi gelmeye başlamıştı. Hayatı bir filmi ileri sarıyormuş gibi geçiyordu. Hızlı, hızlı ve daha hızlı.

Yanına gelen sarışın kızı görmezden gelmeye çalıştı başta. Onun gökyüzü gözlerine ihanet ettiğini itiraf edemeyecek kadar acıyordu canı. Sanki o orada yokmuş gibi davranmak istedi. Onu asla tanımamış gibi. Ama kız onun düşüncelerini umursamadan yanına çöktü ve çantasından bir şeyler çıkarmaya başladı. Çocuk sadece kızın ellerini ve vücuduna temas eden suyun soğukluğunu hissedebiliyordu. Soğuk su yaralarının içine işlerken daha fazla dayanamayacağını düşünerek gözlerini kapatıp dişlerini birbirine kenetledi. Bu acısını azaltmasa da çığlık atmasına engel olabilirdi.

"Kendini bu kadar zorlama istersen. Yaralarını temizledikten sonra ilaç sürerim ve sonra hızlı bir şekilde iyileşmeye başlarsın. İstiyorsan biraz uyu, sana iyi gelir. Ve çekinme de başını dizime koy. Seni öldürmeye değil iyileştirmeye geldim. Onlar seni ormanda aramaya kalkıştılar. Bu sana en az iki günlük zaman kazandırır. Bir gün kaçman için yeterli olduğuna göre bu gününü iyileşmeye harca." Kız sözlerini söylerken olabildiğince soğuk davranmaya çalışıyordu ama yine de başaramıyordu. Söylediği her kelime hüzünle yankılanıyordu. Çocuğun cevabını beklemeden konumunu hafifçe değiştirdi ve zayıf elleriyle çocuğun başını tutup dizlerinin üstüne yerleştirdi. Ardından da aynı monotonlukla yaraları temizlemeye devam etti.

"Niye peşimden geldin? Sana ihanet ettim, asla bana verdiğin değeri veremedim, sen dururken sıradan insanları daha çok önemsedim. Ben duygularıma bile hakim olamayan ahmağın teki olduğum halde neden hala beni hayatta tutmaya çalışıyorsun ki? Bırak. Bırak ve öleyim. Bu sayede senin acıların da diner benimkiler de."

"Ahmak..." Kızın sesi deminkinden daha hüzünlü yankılanıyordu ve çocuğun anlayamadığı derecede kısık geliyordu. Çocuk, o an gözlerini açıp kızınkilere dikmek istedi. Ağlamaması gerektiğini söylemek istedi. Eğer kız o buna karar veremeden konuşmaya başlamasaydı belki de kızın masum gözlerini lekeleyebilirdi. "Ahmaksın, evet. Ama senin anlayamayacağın bir şekilde değer veriyorum sana. Ben varken, sen de vardın. Yanımda olmasan bile kalbimdeydin. Olman gerektiğin yer yanım değildi de zaten. İnsanlar bedenen tek bir yerde olabilir ama ruhlarını yüzlerce kalbe hapsederler. Beni sevmediğini söyleyebilirsin ama ben de bunu rahatlıkla yalanlayabilirim. Çünkü ben ruhumu senin kalbine zorla hapsetmedim, sen onu benden kendi isteğinle aldın ve kendi ruhunu benimkine koydun. Sen beni sevdin, sadece aşık olmadın. Ben senin arkadaşındım, umudundum, hayallerindim... O senin aşkın. O senin için daha çok anlam ifade ediyordu ama ben de önemliydim. Ve hala da önemliyim. Saçma gelse de o da benim için önemli. Hah... Söylesene ben olmasam onu bu kadar sever miydin? Ben olmasam onun gözlerine bakabilir miydin? Her ne kadar onu kıskansam da ikiniz için asla pişman olmadım. Sen hepimizi bırakıp gittiğin için de pişman olmadım. Senin geri dönmeyeceğini biliyordum ama o da seni severken bunu biliyordu. Seni senin için kurtarmıyorum. Seni onun için ve kendim için kurtarıyorum. Bu yüzden gitmene izin veriyorum. Gitmezsen ikimiz de peşin düşemeyiz. Ahmaklık etmeye ara ver ve bizi düşün. Herkes senin peşindeyken ne yapabilirdik? Sen değerlisin. Onlardan kaçabilirsin. Özgür olman gerek. Böyle yaşaman gerek. Bu arada sakin yanlış anlama, onlardan kaçabilirsin ama çok geçmeden sevdiğin insanlar peşine düşecek. Beni sonsuza dek terk edemezsin. Onu asla terk etmezsin."

Kızın sözleri çocuk üzerinde derin bir şok etkisi uyandırmıştı. Doğru olduğunu bildi şeyleri bir başkasından duymak garip geliyordu. Kendi söyleyemediği için kızıyordu. Ve konuşamıyordu. Gözyaşlarını tutmak için göz kapaklarını iyice sıktı. Ağlayamazdı, erkekler ağlamazdı. Kıza her zaman minnettardı. Onu seviyordu. Ama bunu söyleyemezdi. Sadece yaralarının acısını hissetmeye çalıştı. Belki acı, vicdan azabımı azaltırdı.

-

Yeni yeni doğmaya başlayan güneşle açtı gözlerini. Yaraları artık acımıyordu. Yavaşça ayağa kalktı. Kızın masmavi gözleri onu izliyordu. Hiç uyumamış ve bütün gece onun yaralarıyla ilgilenmiş olmalıydı. Çocuk ne diyeceğini bilemez halde kızın gözlerine baktı. Artık gözleri acıtmıyordu. Söylediği sözleri unutamayacağını biliyordu ama ne diyeceğine karar veremiyordu. Sessizliği bozmak istercesine derin bir nefes aldıktan sonra veda zamanının geldiğini belli edercesine konuşmaya başladı "Beni özler misin?" ve tüm sıkıntılarını tek bir cümleyle döktü dünyaya. Basit ama kurabileceği en anlamlı cümleydi bu.

Sözlerinin ardından en güzel gülümsemesini yerleştirdi yüzüne. Kibirli, utangaç, masum, kibar... Tüm özelliklerini içinde barındıran en sevdiği gülümsemesi... Gülümsemek için harcadığı çaba veda süresini ne kadar azaltsa da vedası için sahip olabileceği, herkese kendisini hatırlatmasını istediği gülümseme.

"Çünkü ben beraber sahip olduğumuz dünyayı özlerim. Güzelliğiyle parıldayan yıldızları, gözümü kamaştıran güneşi ve gecemi aydınlatan dolunayı... Beni deli eden o küçük sivrisinekleri ve yazarlarını öldürmek istediğim berbat sonları olan kitapları bile özlerim. Özellikle de okumayı bile beceremediğim zamanlar senin bana okuduğun o kız kitaplarını. Ama en çok insanları özlerim. Beraber güldüğüm, üzüldüğüm ya da sadece gördüğüm insanları. Sevdiğim ya da nefret ettiğim insanları. Beni seven insanları."

Sessiz bir kahkaha yükseldi çocuktan. Onu tanımayan kimsenin anlayamayacağı yersiz ve onun için üzülenlere karşı acımasız ama tüm içtenliğiyle kalbinden gelen müthiş bir kahkaha. Çocuğun son kahkahası yine tüm sonları gibi ona yakışmalıydı.

"Özellikle de beni özleyeceğini bildiğim insanları özlerim."

Son sözlerini söyledi çocuk.

Ardından kıza arkasını dönüp yavaşça yürümeye başladı. Acelesi yoktu, kızın peşinden gelmeyeceğini bilmiyordu, en azından uzun bir müddet. Olacak olansa gelecekte olurdu zaten. Yapabileceği tek şey o günün gelmesini beklemekti.

Havayı serinletip yolunu kolaylaştıran rüzgarın kulaklarına taşıdığı kelimelerse bekleyişini kolaylaştırmaya yeterdi. "Biz de seni özleriz minik savaşçı. Benden kaçamayacağını bil yeter."

Rp Out: Rp'nin belirli bir kurgusu yok. Eski yazdığım bir hikayenin oldukça büyük bir kısmının değiştirilmiş şekli.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://theaphrodi.blogspot.com/
Vis Sanctus
Kutsal ışık|| Yaratıcı
Kutsal ışık|| Yaratıcı
avatar

Mesaj Sayısı : 482
Kayıt tarihi : 07/11/10

MesajKonu: Geri: Küçük Bir Veda~   C.tesi Mayıs 28, 2011 10:46 pm

Gerekli Uzunluk= 10 puan
Anlatım= 20 puan
Renklendirme/Görünüm= 6 puan
İçerik/Kurgu= 20 puan
Akıcılık= 10 puan
İmla= 9 puan
Paragraf Düzeni= 4 puan
Tutarlılık= 5 puan

Toplam= 84
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Küçük Bir Veda~
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Contraria Vocantum Rpg :: Yönetim :: Rp Gücü Hesaplama-
Buraya geçin: