Contraria Vocantum Rpg
Bir gezegen ve birbirine düşman iki ırk. Bir de arada kalanlar... Yüzyıllardır süre gelen bir savaş... Bu büyülü savaşa siz de dahil olun!

Üyeyseniz giriş yapın, eğer değilseniz hemen kaydolun ve eğlenceyi kaçırmayın!



 
AnasayfaAnasayfa  TakvimTakvim  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Soygun Tapınağı

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Corwel Caoilfhionn
Takip - Araştırma Bürosu Çalışanı
Takip - Araştırma Bürosu Çalışanı
avatar

Karakter Yaşı : Belirsiz.
Rp Partneri : ~
Mesaj Sayısı : 32
Kayıt tarihi : 29/05/11

MesajKonu: Soygun Tapınağı   Perş. Haz. 02, 2011 4:05 pm

Tanrıları ve kadınları kızdırmak istemezsin.

Akşamüzeri, batmakta olan güneşin son ışıkları, tavandaki geniş cam yüzeyden süzülüp zeminine düşerken, odadaki sessizliğe büyülü bir atmosfer katıyordu. Takip araştırma bürosu bakanlığın en üst katındaydı. Oldukça büyük bu büroda özenle yerleştirilmiş bir düzine çalışma masası vardı ancak bütün masaların dolu olmasına rağmen sinir bozucu bir sessizliğe ev sahipliği yapıyordu büro. Aslında normal zamanlarda çalan telefonlardan, ikili üçlü gruplar halinde ‘beyin fırtınası’ yapan büro çalışanlarından ve gelip gidenlerden tam bir curcuna yeri olurdu burası ancak bu son araştırma konusu çalışanları öylesine meşgul etmişti ki, büroya giriş çıkışlar bir süreliğine yasaklanmış, telefon hatları girişteki sekreterlik bürosuna yönlendirilmişti. Bu olay çözülmek zorundaydı.

Corwel nihayet sırtından gelen ağrı çağrılarına kulak verip başını evraklardan kaldırdı ve arkasına yaslandı. Ancak o zaman sırtının ne kadar tutulduğunu fark edebilmişti, üstelik uzun bir acı eşliğinde. İyice gerinip sırtındaki birkaç kemikten ses çıkmasına sebep olduktan sonra yorgun gözlerini masanın üzerindeki evrak yığınında gezdirdi. Tanrıçam, ölmek üzereyim! Saatlerdir bu belgeleri inceleyip duruyordu, üstelik diğer tüm çalışanlarla beraber ancak yine de bir sonuç bulamamıştı. Bunca yetenekli çalışan bu kadar saatte tek bir şey nasıl bulamaz! Sıkıla sıkıla, ki normalde işi yüzünden asla sıkılmazdı, kemikli parmaklarıyla masanın üzerindeki dosyanın kapağını kavradı. İşte tam o anda, aniden patlayan bir sihir gibi gerçeği kavradı. Sanki bu ipucu dosyanın kapağından eline geçmiş, ardından beyne ulaşmıştı aniden. Dosyayı büyük bir azimle kendine doğru çekti ve parmakları ile hızla sayfaları taradı. Aradığı şeyi bulmak üzere olduğundan emindi. Aramayı sürdürdü. Sayfaları yırtarcasına çevirdi sırayla, parmakları ile, hiç bir şeyi atlamamak için bütün satırları taradı. Vee… Bingo!

Sonantis, karışıklıkların ve arbedenin kentiydi. Açık açık kimse Nigra olduğunu söylemezdi ancak halkın yarısından fazlası Nigra yahut Nigra yandaşıydı. Hergün ayrı bir kavga, ayrı bir olay baş gösterir, masum halka bir an huzur vermezdi. Şimdi araştırdıkları olaysa bir haftadır ardı arkası gelmeyen hırsızlıklardı. Garip olan şuydu, çalınan eşyalar sadece Blumphes adı verilen turuncu renkli değerli bir taş ya da bunu içeren eşyalardı. Hırsızlar girdikleri evlerden, dükkânlardan, sadece varsa Blumphes alıyor, diğer her şeyi yerli yerinde bırakıyordu. Üstelik bu hırsızlar aradıkları şeyin nerde olduğunu da çok iyi biliyordu. Ama nasıl? Aslında, hırsızların bunların yerlerini nasıl bulduğundan daha önemli olan soru, bunları ne yapacağıydı. Bilinen hiçbir yararı olmayan bu taşlar, iyi şans getirdiği gibi bir inanç yüzünden batıllara inanan ailelerin evini süsleyen çeşitli eşyaların yapımında kullanılıyordu yalnızca. Hangi manyak koca bir şehri sadece bir süs taşı için talan ederdi ki?

Corwel araştırılan mekânları bir kez daha inceledi, yanlışı yoktu, şehirdeki büyük mekânlardan birine ait inceleme raporu yoktu. Soruşturmanın başındaki kişi her kimse Tapınak Tonitrua’nın araştırılmasına gerek görmemişti anlaşılan. Şehirdeki evler bile aranırken böylesine geniş bir yapıya nasıl bakılmazdı? Aslında bu sorunun cevabı da dosyadaydı. Soruşturmanın başında gizli dindar Bayan Russell vardı. Onun bu yönünü pek az kişi bilirdi ancak söz konusu onlarsa – yani araştırma inceleme bürosu- pek gizleyebileceği bir şey olmazdı. Özellikle bizzat Corwel, onun hayatı hakkında kısa bir araştırma yaptıktan sonra oldukça verimli bir sonuç elde etmişti. Başkası neden yapmamış olsundu ki?

Dosyayı kavradığı gibi yerinden fırladı genç adam. Bakanlıkta işe gireli çok uzun zaman olmamıştı, üstelik bürosundaki bir çok kişiden de oldukça genç ve tecrübesizdi ama azmiyle gölgede bırakıyordu herkesi. Şimdi o böylesine bir enerji ile yerinden kalkıp şefin –ever büro başkanına ‘şef’ diyorlardı – odasına doğru yöneldiğinde çalışanların çoğu şaşkın ve meraklı gözlerini ona çevirdi. Ne yani, bir ip ucu mu bulmuştu yoksa?

Corwel kapıyı çaldı ancak içeri davet edilmeyi beklemeden kapı kolunu kavrayıp sağladığı küçük bir aralıktan odaya atıldı. Yüz ifadesini kontrol etmeli ya da büroya girmek için biraz sakinleşmeliydi belki de ancak o an bunu düşünecek kadar yerinde değildi aklı. Sinirlenmişti. “ Bu ne demek oluyor şef. Şef kelimesine o kadar alaylı bir vurgu yapmıştı ki, Corwel’ı duyan ‘seni-kendini-şef-sanan-aptal-kadın’ demeye niyetlendiğini sanabilirdi. “Tapınak aranmamış. Nasıl atlarsınız böyle bir detayı!?” Bayan Russell, genç adam odaya girdiğinden beri mimiklerini bir an dahi oynatmadan usulca izlemişti. Bu kadar sakin kalması Corwel’ı öfkelendiriyordu. Öfkesini kontrol altına almalıydı, işinden olmak istemiyordu ve kaba hareketlerinin bu kadını kızdırması halinde neler olacağının farkındaydı da.

Ama sakin olamıyordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Catherine Russell
Takip - Araştırma Bürosu Başkanı
Takip - Araştırma Bürosu Başkanı
avatar

Karakter Yaşı : 24
Rp Partneri : ~
Mesaj Sayısı : 14
Kayıt tarihi : 08/03/11

MesajKonu: Geri: Soygun Tapınağı   Ptsi Haz. 06, 2011 12:56 pm


Uzun saatler boyunca kapalı odanın, duvarları arasındaki suni havayı solumaktan sıkılan Cat, daha ne kadar dayanacağını kestiremiyor, camdan odaya süzülen güneşin son ışıklarını izliyordu. Sarı ve turuncu ışıklar odanın içerisindeki boğucu havayı neredeyse gözle görülür seviyeye getirmişti. Bedenindeki bütün kaslar üzerindeki gerilimi yansıtırcasına sızlıyor, içindeki baskıyı daha da belirginleştiriyordu. Bakışlarını odanın içindeki gotik eşyalara çevirdi. Gittiği görevlerden gelirken topladığı bu eşyalar onun iç dünyasını simgeliyordu. Kum saati, tablolar ve eski zamanlardan kalma kemiklerden yapışmış minyatür heykel onlara bakmak bile ası ruhunu rahatlatmaya yetmişti. Catherine dört yıldır boyunca bulunduğu mevkie gelmek için hırsla çalışmış, adeta kendini işine adamış bir kadındı. Hayatındaki tek anlamlı şeyin işi olması beklide bu yükselişin yegâne sebebiydi. Ancak tek sorun içindeki isyankâr ruhtu. Bir yere bağlanmaya, ait olmaya bir türlü alışamayan asi ruhunun getirisi olarak sık sık saha görevlerinde yer alan Cat, büronun içinde daha fazla kalamayacağını hissediyordu.

Başını koltuğuna yaslayarak derin birkaç nefes alarak, sızlayan kaslarını rahatlatmaya çalıştı. Nasıl olurda bir olayı çözmesi bu kadar uzun zaman alabilirdi. Genelde çalışanlarıyla mükemmel uyum göstererek en karmaşık sorunları bile kısa sürede çözerlerdi. Gözünden kaçan bir şey olduğunu hissediyor ama ne olduğunu bir türlü keşfedemiyor olmak, Cat’in sinirlerini bozuyordu. Genel olarak asabi ve sert olarak nitelendirilse de aslında sadece disiplinliydi. Gözlerini açarak bir kez daha masasının üzerindeki dosyalara baktı. Sabahın erken saatlerinden bu yana neredeyse ezberlediği dosyalardan birini eline alarak tekrar incelemeye başladı. Dosyadaki her satırı, kelimeyi en ufak ayrıntıyı dikkatle incelerken zihninde dönen asıl soru başkaydı. “Blumphes denen turuncu taşları kim neden istesin.” Batıl inançlara asla prim vermese de başkalarının inançlarını eleştirme hakkını kendinde bulmuyordu.

Sonantis’teki araştırmayı bizzat kendisi yönettiği için dosyada yazanları okumak dejavu hissine yol açıyor, kendini daha da sorgulamasına neden oluyordu. Acaba gözünden kaçan neydi. Başına saplanan ağrıya daha fazla dayanamayarak şakaklarını uzun parmaklarıyla ovmaya başladığı sırada kapısı çaldı. Gelen kişiye içeri gir deme fırsatı bulamadan Corwel’in öfkeli yüz ifadesiyle karşılaştı. Saygısızca odasına giren çalışanı elindeki dosyaya hayatı bağlı gibi sıkıca sarılmıştı. Birkaç adım atarak masaya yanaştığında sözcükleri de en az hareketleri kadar öfke doluydu. “ Bu ne demek oluyor şef. Konuşmasındaki imaya aldırmayan Cat, ne olduğunu anlamaya çalışıyor, bir yandan da onu neyin bu kadar sinirlendirmiş olacağını düşünüyordu. Saygısızca sorgulaması ise daha sonra çözemesi gereken bir konuydu. Yüzünü ifadesi tutarak sakince çalışanının konuşmasını beklerken, içindeki fırtına şiddetini arttırıyordu. “Tapınak aranmamış. Nasıl atlarsınız böyle bir detayı!?” Tapınak! Orayı arama gereği duymamıştı evet ama yinede kendisi bizzat tapınağın içini gezmişti. Tamam, belki daha kapsamlı arama yaptırmalıydı ama kim o taşları bir tapınağa saklardı ki. Ayrıca öyle kutsal bir yere saygısızlık yapmakta istememişti.

Gözlerini Corwel’in öfkeli gözlerine sabitlerken onun böyle bir ayrıntıyı yakalamasına sevindiğini fark eden Cat, yinede bu şekilde saygısızca davranılmayı hak etmiyordu. Ayrıca şefini sorgulama cesaretini, nereden almıştı. Oturduğu yerden ayağa kalkarak Corwel’e doğru yaklaştı, duygularını belli etmemekte usta da olsa bazen sinirlendiğini karşısındakine göstermeliydi değil mi? “Sen kim oluyorsun da bu şekilde odama gelerek, hesap soruyorsun. Bu kadar zamandır nasıl davranman gerektiğini öğrenemedin mi.” Sesindeki öfkeye rağmen bağırmamış gayet yalın bir şekilde konuşmuştu ancak bu onu daha da tehlikeli gösteriyordu. Bazen melez olduğunu herkes unutuyordu, ancak bu öyle zamanlardan biri değildi. Çalışanın tam karşısına dikildiğinde, gözlerini bir saniye olsun ondan ayırmadan sözlerine devam etti. “Saygısızlığına rağmen sorunu yanıtlayacağım. Tapınağa sadece ben girdim ve çevreye baktım. Öyle kutsal bir mekân da daha fazla rahatsızlık çıkarmamak adına ekiplere aratmadım. Şüpheli bir durum yoktu. Merakını dindirebildim mi Corwel İsmini teleffuz ederken tıpkı onun gibi imada bulunuyordu. Öfkesi o kadar artmıştı ki mantıklı düşünmekte zorlanıyordu ancak aklının bir ucunda onu kemiren kuşku oluşmuştu bile. “Acaba tapınağı dikkatli aratmamakla hata mı yapmıştı.” Kuşkuya rağmen öfkesi içinden çıkmaya çalışan titrek hayeletler gibiydi. En değer verdiği şeyin sorgulanmasını kaldıramıyordu. İşinin!...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Corwel Caoilfhionn
Takip - Araştırma Bürosu Çalışanı
Takip - Araştırma Bürosu Çalışanı
avatar

Karakter Yaşı : Belirsiz.
Rp Partneri : ~
Mesaj Sayısı : 32
Kayıt tarihi : 29/05/11

MesajKonu: Geri: Soygun Tapınağı   Ptsi Haz. 06, 2011 2:14 pm

Durman gereken yeri bilmezsen, duracağın yeri asla bilemezsin.

Hata yapıyordu. Yanlıştı. Daha odaya adımın atar atmaz, sesini yükseltmeye başlar başlamaz hata yaptığını anladı. Hiçbir zaman asi, sorunlu ya da öfkesini kontrol etmekte zorlanan biri olmamıştı zaten ama bu ufak görünen işte o kadar uzun süre uğraşmıştı ki, ister istemez, herhangi bir ihmalin onu bu kadar oyalamış olma ihtimali onu çileden çıkarıvermişti. Neredeyse iki gündür, kafalarını hiç kaldırmadan aynı dosyaları inceleyip duruyorlardı. Dün gece eve gitmemişti. Gecenin ikisine kadar dosya incelediği, bir saat kadar kestirdiği, sonra devam ettiği hesaba katılırsa gerçekten uzun bir süre uğraştığı söylenebilirdi. Elbette yalnız değildi, büroda birkaç çalışan daha aynı durumda kalmış ve kendini paralarcasına bu işe yoğunlaşmıştı ve şimdi Corwel, bütün bu emeğin kendini beğenmiş bir kadının sorumsuzluğu yüzünden olduğunu düşününce delirecek gibi olmuştu.

Birbirinden tuhaf süs eşyalarıyla boğulmuş odada –evet süs eşyalarından nefret ederdi- şefin masasına doğru birkaç adım atmıştı ki şefin aniden yerinden kalkması üzerinde olduğu yerde kaldı ve şefin tepkisini bekledi. Şimdi sıkı bir azar geliyordu, üstelik bu sefer hak ettiğini bilen Corwel sadece alt dudağına birkaç diş geçirmekle yetindi. “Sen kim oluyorsun da bu şekilde odama gelerek, hesap soruyorsun. Bu kadar zamandır nasıl davranman gerektiğini öğrenemedin mi?” Evet, bu beklediği türden bir tepkiydi ve evet ne olursa olsun şefe bu şekilde davranmaması gerektiğini biliyordu. Uysal bir kabullenişle birlikte hala içinde bir yerlerde kabarmakta olan öfkenin sesini duyar gibiydi. Saygısızlık ediyor ya da etmiyordu, yine de bu ihmal ki eğer böyle bir şey varsa tabi, bu kadının suçuydu ve bu kadar çalışma onun yüzündendi. “Saygısızlığına rağmen sorunu yanıtlayacağım. Tapınağa sadece ben girdim ve çevreye baktım. Öyle kutsal bir mekân da daha fazla rahatsızlık çıkarmamak adına ekiplere aratmadım. Şüpheli bir durum yoktu. Merakını dindirebildim mi Corwel” Şüpheli bir durum yoktu. Peh! İtiraf etmese de ihmali kabullenmişti işte, bu açıktı ve bunun bedeli ödenmeliydi.

“Ah, engin yorum gücünüze güveniyorum zaten, eminim ufak bir göz atma oranın temiz olduğu konusunda sizi temin etmiştir ve eminim hepimiz sizin bu ufak ziyaretinizle tatmin olacağız.” Bu kadar imalı konuşmamalıydı. Hala hata yapıyordu. “Ayrıca şunu belirtmekte de fayda görüyorum şehirde o tapınaktan başka aranmadık yer bırakmadık. Şehirler arasında da taşınması mümkün değil, ayrıca şehirler arasındaki sihirsel boyutlar da kontrol edildi. Her ne kadar şehirde böyle bir sihir araması mümkün olmasa da o taşların o şehirden çıkarılmadığını biliyoruz. Geriye sanırım tek bir seçenek kalıyor, ne dersiniz?” Gergin bir kıkırdama fırladı dudaklarının arasından. “Ve bir şey daha, o tapınak saflığını kaybedeli çok oluyor. Kutsal ya da değil, şehirde resmen kaos hakim ve bu hırsızlık olayları da körüklüyor. Biliyorsunuz.” Daha fazla söyleyecek bir şeyi yoktu, arkasını döndü ve kapıya yöneldi. Yürüdü, yürüdü ta ki ses onu, o kapı kolunu kavradığında durdurana dek.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Catherine Russell
Takip - Araştırma Bürosu Başkanı
Takip - Araştırma Bürosu Başkanı
avatar

Karakter Yaşı : 24
Rp Partneri : ~
Mesaj Sayısı : 14
Kayıt tarihi : 08/03/11

MesajKonu: Geri: Soygun Tapınağı   Çarş. Haz. 08, 2011 2:58 pm

Hayatında en değer verdiği şeyden sorgulanmak, üstelik çalışanı tarafından sorgulanmak, Cat’in sakin kalmasını fazlasıyla zorlaştırmıştı. Özellikle de öfkelendiğinde gözü döndüğü düşünülürse bu iyi bir şey değildi. Corwel’e bakarken içinden onu parçalamak geçse de kendisine hâkim olarak, sabırla ona bakıyordu. “Ah, engin yorum gücünüze güveniyorum zaten, eminim ufak bir göz atma oranın temiz olduğu konusunda sizi temin etmiştir ve eminim hepimiz sizin bu ufak ziyaretinizle tatmin olacağız.” Bu kadar yetmişti. İç kontrolün canı cehenneme diye düşünerek, duyduklarını sindirmeye çalıştı. Bu adam kendini ne sanıyordu ya da kim! Ne olursa olsun üstüyle böyle konuşamazdı. Sözlerini fazlasıyla iade edecekti Catherine ona...“Ayrıca şunu belirtmekte de fayda görüyorum şehirde o tapınaktan başka aranmadık yer bırakmadık. Şehirlerarasında da taşınması mümkün değil, ayrıca şehirlerarasındaki sihirsel boyutlar da kontrol edildi. Her ne kadar şehirde böyle bir sihir araması mümkün olmasa da o taşların o şehirden çıkarılmadığını biliyoruz. Geriye sanırım tek bir seçenek kalıyor, ne dersiniz?”

Ah söyleyecek o kadar çok şey vardı ki. Tek sorun bunları sıraya koymaktı. Üstelik karşısındaki küstah adama haddini de bildirmeliydi. Tamam, belki tapınağı aratmalıydı yinede bu Corwel’e böyle konuşma hakkı vermezdi. Sinirden titreyen bedenini hakim olmak adına bir adım geri giderek masasına yaslandı. Sanki görünmeyen bir güç onu kavramış gibi masaya tutunuyordu. “Ve bir şey daha, o tapınak saflığını kaybedeli çok oluyor. Kutsal ya da değil, şehirde resmen kaos hakim ve bu hırsızlık olayları da körüklüyor. Biliyorsunuz.” Bunu bilmediğini mi sanıyordu. Olay kutsal olup olması değildi. Olay saygı duymaktı, oranın kutsal olduğuna inanan bir kişi bile olsa Catherine oraya saygı duyardı. Elbette Corwel’in bunu anlamadığı belliydi çünkü saygıyı tanımıyordu ve tanışma vakti gelmişti.

Corwel’in kapıdan çıkıp, gitmesine izin vermeyecekti, en azından özür dilemeden. “Öncelikle benim söyleyeceklerimi dinlemeden odadan çıkmazsın Bay Caoilfhionn. Senin saygısız olmanı görmezden gelsem bile, küstahlığını görmezden gelemem. Tapınak kutsal yada değil fark etmez, onun kutsal olduğunu düşünenler varken ben bu saygısızlığı yapmam. Kentin ne durumda olduğunu senden çok daha iyi biliyorum, ama öyle olması bizimde kötü davranmamızı gerektirmez” Üstünlüğünü göstermek ister gibi masanın çevresinden dolanarak tekrar yerine oturan Cat, gözlerini bir an olsun genç adamdan ayırmıyordu. “Aradıklarımız tapınakta olabilir mi? Evet olabilir!. İçin rahat edecekse oradaki ekiplere haber ver arasınlar. Ancak unutma ki burada patron benim ve sen dediklerime uymak zorundasın. Zamanı geldiğinde benim yerimde olursan o zaman doğru kararları verirsin Corwel. Ancak şimdi affedilmez bir hata bile yapsam sen, bir bayanla ve üstünle daha düzgün konuşmak zorundasın.” Öfkesine rağmen bağırmadan sakince konuştuğu için kendisiyle gurur duyuyordu. En güvendiği çalışanlarından biri tarafından böyle muameleye tutulmak ise içinde birşeyleri incitmişti. Bakışlarını Corwel'den ayrıarak cama döndü oturduğu yerde. Gözleri şehri süzerken odayı kaplayan sessizlik rahatsız ediciydi. Çalışanın halen odada olduğunu biliyordu, ondan yana bakmadan daha kısık bir sesle "Söyleyecek başka bir şeyin yoksa işinin başına dönebilirsin Corwel" dedi. Sesindeki kırgınlık hissedilir düzeydi. İçinden ise kendine küfür ediyordu, çünkü birisinin kendisini kırmasına izin vermişti ve bu Cat kanunlarında yasaklanmıştı. Tek geçerli felsefesi 'Hissetmezsen acı çekmezsin!' olmalıydı...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Corwel Caoilfhionn
Takip - Araştırma Bürosu Çalışanı
Takip - Araştırma Bürosu Çalışanı
avatar

Karakter Yaşı : Belirsiz.
Rp Partneri : ~
Mesaj Sayısı : 32
Kayıt tarihi : 29/05/11

MesajKonu: Geri: Soygun Tapınağı   C.tesi Tem. 09, 2011 2:00 pm


Her ne durumda olursa olsun, itiraf edilmeyen pişmanlık yenilerini doğurur.

Genç adam kontrolünü çoktan kaybettiğinin farkındaydı. Odaya kendini attığı andan beri ne dudaklarından dökülen kelimeler ona aitti, ne de böylesine saygısız tavırlar. Öfkenin onu bu hale getirebilmiş olmasından dolayı kendini suçlu hissetmesi bir yana, her zaman saygı duyduğu insana, şefe böyle davranmış olması bir çeşit vicdan azabına sebep oluyordu. Hissettiği ağır baskı duygusu altında kalmış düşünceleri öylesine bulanmıştı ki, anlamsız bakışlarla, bir eli kapı kolunda beklerken bir an için ne yaptığını düşündü. Beyni kontrolsüz varlığını tekrar kontrol altına almak için çabalarken Corwel herhangi mantıklı bir şey düşünmeden orada öylece bekledi. Şefin sesi odada güçlü yankılarla ona ulaştıktan sonra ne cevap vereceğini bile kafasında toparlayamayacak durumdaydı. “Öncelikle benim söyleyeceklerimi dinlemeden odadan çıkmazsın Bay Caoilfhionn. Senin saygısız olmanı görmezden gelsem bile, küstahlığını görmezden gelemem. Tapınak kutsal ya da değil fark etmez, onun kutsal olduğunu düşünenler varken ben bu saygısızlığı yapmam. Kentin ne durumda olduğunu senden çok daha iyi biliyorum, ama öyle olması bizimde kötü davranmamızı gerektirmez” Haklıydı. Söyleyeceği herhangi bir şeyin tavırlarını mazur göstermeyeceğinin farkındaydı genç adam. Usulca kapı kolunu kavrayan elini çekip arkasını döndü. Adım atmak girişiminde bulunmadı ancak orada durup konuşmayı sürdüreceği belliydi. Şef en hükümdarvari tavrıyla tekrar yerine otururken genç bakanlık görevlisi onu izlemeyi sürdürdü. “Aradıklarımız tapınakta olabilir mi? Evet olabilir!. İçin rahat edecekse oradaki ekiplere haber ver arasınlar. Ancak unutma ki burada patron benim ve sen dediklerime uymak zorundasın. Zamanı geldiğinde benim yerimde olursan o zaman doğru kararları verirsin Corwel. Ancak şimdi affedilmez bir hata bile yapsam sen, bir bayanla ve üstünle daha düzgün konuşmak zorundasın.” Yine haklıydı. Corwel bakışları yere kayarken başının suçlu bir çocuk gibi yere eğilmesine engel olamadı. "Söyleyecek başka bir şeyin yoksa işinin başına dönebilirsin Corwel" Hayır, kesinlikle söyleyeceği bir şeyler vardı. Hatasını telafi etmeye çalışmak zorundaydı. “Aslına bakarsanız…” Sözlerini toparlamakta zorlandı. “Aslında bakarsan şef, üzgünüm. Aralıksız çalışmanın yan etkileri, bir an öfkemi kontrol edemedim. Üzgünüm. Ben sadece, sonuç bu kadar yakınken… her neyse. Tekrar özür dilerim. Beni affedebilieceğini umuyorum.”Sessizliğe gömülürken başını yerde tutmaya devam etti.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Soygun Tapınağı
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Contraria Vocantum Rpg :: RP Out :: Arşiv :: Rol Oyunları-
Buraya geçin: