Contraria Vocantum Rpg
Bir gezegen ve birbirine düşman iki ırk. Bir de arada kalanlar... Yüzyıllardır süre gelen bir savaş... Bu büyülü savaşa siz de dahil olun!

Üyeyseniz giriş yapın, eğer değilseniz hemen kaydolun ve eğlenceyi kaçırmayın!



 
AnasayfaAnasayfa  TakvimTakvim  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Dolandırılmak & Tekrar Dolandırılmak

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Lupita Leontyne
Müzisyen
Müzisyen
avatar

Karakter Yaşı : 19~
Rp Partneri : Evde kalmış durumda
Mesaj Sayısı : 20
Kayıt tarihi : 27/05/11
Gerçek Yaş : 21
Lakap : Leipei.

MesajKonu: Dolandırılmak & Tekrar Dolandırılmak   Perş. Haz. 23, 2011 9:13 pm

Boynuna astığı büyük çantasını masanın üstüne bıraktıktan sonra sandalyesine çöktü ve etrafı incelemeye başladı. Bir şarkı yazmak için biraz ilham gelmesi gerekliydi ve ilhamın ona yaklaşmaya niyeti olmadığına göre ilhamı bulması için bit şeyler yapması lazımdı. Bunun için aklına gelen tek şeyse bir yerlere gidip düşünmekti. Cafeler sessiz ve rahat olduğu içinse buraya gelmeye tercih etmişti.

Etrafta aileleriyle, arkadaşlarıyla ve sevgilileriyle gelen bir çok kişi vardı. Kendi aralarında kıkırdaşmaları ve gülüşmelerinin kulağına gelmesi uzun sürmüyordu. Garsonun biri elinde küçük bir not defteri ve kalemle gelip "Siparişiniz neydi?" diye sorduğunda kendisini ailesinin ya da arkadaş sınıfındakilerin neler yaptığını merak ederken bulmuştu. Büyük ihtimalle hepsi boş zamanlarını keyfini çıkartıp bir yerlerde dinleniyorlardı ve büyük ihtimalle ilhamsızlıktan ölmekle meşgul değillerdi.

Kafasını kaldırıp garsonu şöyle bir süzdükten sonra "Açık bir çay yeter. Çayım bittikçe tazelerseniz memnun olurum." diye cevap verdi. Garson başını sallayıp gittikten sonraysa masanın üstündenki çantasını alıp içinden karalama defterini ve en sevdiği siyah kalemini çıkarıp çantanın ağzını kapattı ve sandalyesinin kenarına astı.

Elindeki kalemi masaya bıraktıktan sonra defterin sayfalarını tek tek karıştırmaya ve ilham gelir umuduyla şarkıya dönüşememiş bir iki satırlık karalamaları gözden geçirmeye başladı. Bir sürü tamamlanamamış şarkı vardı defterde. Tamamladıkları da zaten pek işe yarıyor değildi.

Deftere bakıp içini çekti ve "Zavallı şarkıcıklarım benim. Kim bilir sizin için birkaç kelime daha bulabilsem ne kadar değerlenirdiniz. İnsanlar güzel bir iki satırın kıymetini yeterince bilmiyorlar..." diye mırıldandı. Ardından da defteri karıştırmaya devam etti.

Birazdan aynı garson gelip çayı masasının üzerine bıraktı ve başka isteği olmadığını öğrenince ortadan yok oldu. O da masanın üzerinde duran şekerlikten her renkte küp şeker alıp çayına attıktan sonra karıştırmaya başladı. Tabi bu kadar şekerin çayın içinde kaybolması bile baya bir zaman alıyordu.

Çay olayını da hallettikten sonra defteri masaya koydu ve sandalyesini masaya doğru yaklaştırıp eline kalemi aldı.

Sıra defterle bakışma faslına gelmişti~
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://theaphrodi.blogspot.com/
Vincent E. Monalite
Dolandırıcı
Dolandırıcı
avatar

Karakter Yaşı : 82
Mesaj Sayısı : 46
Kayıt tarihi : 23/06/11
Gerçek Yaş : 22
Lakap : Vinnie the Pooh

MesajKonu: Geri: Dolandırılmak & Tekrar Dolandırılmak   Perş. Haz. 23, 2011 11:47 pm

"Pekala... Seçtiğin kart bu muydu?" Tuttuğu iskambil kartları arasında ortadaki kartı döndürerek bir artistik el hareketiyle kıza gösterdi. Kartı gördüğü gibi çekici olmaya özel bir konsentre göstererek yaptığı o yapmacık şaşırma hareketiyle gencin ağzı açılmış, uzun düz saçlarını ellerinin tersiyle geriye attırarak "aaa" sesi çıkartmıştı. -Normal olarak- Ah, evrenin en basit hareketine nasıl da parıldamıştı karşısında körpe kızın gözleri. Gençler... Bir göz kırpmaya karşı koyamayacak kadar iradesiz ve onursuzlar mıydı yani? Meh, bundan bir şikayeti yoktu -üzümünü ye bağını sorma. Saf mavi gözleri başını hafif eğerek kıza birkaç saniyeliğine küçümser bir bakış attıktan sonra mimiklerinin değişmesiyle o yalancı çekiciliği yeniden öne çıkıverdi. Oturduğu sandalyeden hafifçe eğilerek karşısındaki kıza yaklaştı ve fısıldadı pürüzlü sesiyle. "Öyleyse, ödülümü istiyorum tatlım." Yakınlaşmanın ardından kızın yakın arkadaşı olan kızın ıslık sesi geldi kulağına. Göz ucuyla onu da bir süzdü. Ardından öğle yemeği tatlısına döndü. "Bu yaşlı adamı üzmeyeceksin değil mi?" Yaşlı adam dediği pek değerli bedenine bu yakıştırmayı yaptığını duyunca gençler saçma bir şekilde kıkırdadılar. Ardından biraz daha yaklaştı kızın taze dudaklarına. Aralarında ufak bir mesafe kalmıştı ki dünden razı kız yapıştı dudaklarına. Buruk bir gülümsemeyle kırıldı dudaklarının klasik kibirli çizgisi. Ufak bir öpücükten hızla derinine indirdi öpücüğünü. Dudaklarının nefis tadına bakarken bir albayla öpüştüğünün farkındaydı. Bu nedenle çoktan bırakması gereken dudakları daha üzerine gitti kızın, dalga geçercesine düzenle. Eli ince belini kemanına tapan bir müzisyen gibi gezinirken ayağını kızın saldalyesinin kenarına koymuş hafifçe kızı eğip, kolunun üzerine yaslanmasına izin vermişti. Diğer eli yavaşça suratına yaklaştı yeniden. Önce çenesine bir dokundu, ardından bir yılan misali kıvrılarak kulaklarına ulaştı parmakları. Çok geçmeden parmakları arasında o değerli taşlı küpe kaybolmuştu bile... En sonunda kibirli prens dudaklarını bu çocuktan ayırınca bir hoşçakal bile demeden bardağını alıp diğer tarafa döndü. Evet, bu kadardı. Ciddi düşünmüyordu ve kızla evlenecek değildi. Bu acemi veletin unicorna binen gay görünümlü prensi olmaya niyeti falan yoktu.
Yine de günün kazancı: annesinin orijinal takılarını yaşıtlarının gözlerini boyamak için takan kızdan kendisine bir hayır işi, bu küpeleri koleksiyonuna eklemek büyük bir keyif verecekti ona. "Seni sonsuza dek unutmayacağım göğüs dekolteli sarışın... Kalbimde yaşayacaksın... İnsanlar fedakarlığına türküler yazacak ve efsanen sonsuza dek akıllarda dolaşacak. Torunlara ve onların torunlarına, nesilden nesile..." diye mırıldandı melodik, kısık bir sesle gözlerini döndürerek.

Günün bu saatleri... Zamana işkence etmek için tanrının kullarını zorladığı o berbat zamanlar... Gözlerini kısıp etrafını bir süzdü. Sıkıcı muhabbetlerin uğultuları kulağına gelirken bunaltıdan intihar etmeye kararlı beyninden her an sıcak bir sıvı kulaklarından dışarıya kendini atabilirdi.
O aslında bir nevi nekrofili sayılırdı. Güzel vakti öldürdüğü için ağıt tutsa bile bir türlü vakit öldürmekten vazgeçemeyip o ölü vakti becermekten hoşlanan nekrofili seri katil... Ne asil bir benzetmeydi ama...
Dikkatsizce dolaşırken gözü yalnız oturan bir kıza takıldı. Pekala pekala, kız değildi gözüne takılan. Yüzük parmağındaki o tatlı seksi şeydi. Evet, o yüzük... Önce elindeki kaleme gözü takıldı. Yeterince inceledikten sonra yeniden uzmanlık alanına döndü. Ancak her nedense o yüz profili bir şekilde gözüne tanıdık geliyordu... Aşinalığa bir mana bulabilmek için önce düşünmeyi seçti. Ardından düşünmeye üşenip bardağına uzandı. "Vesaire vesaire..." diye mırıldandı dudakları bardağın kenarına değerken. Aldığı ufak yudumu önce bir ağzında dolaştırıp ardından yeni hedefini seçince iskambil kartlarını masaya vurarak düzeltip ceketinin cebine atıverdi. Ağır adımlarla, çantasından çıkardığı deftere yoğunlaşmış kızın yanına, karşıki masadan bir sandalye çekerek oturdu. "Çizgiler hayallere sadakatsizdir balım. Onları bir yere sıkıştırmak ve kalıplaştırmak isterler. Aklındakini özgür bırak. Fısılda ne geçiyorsa aklında. İzin ver aksınlar rüzgarda ve ulaşsınlar gitmesini istediğin yere... Kalpte kazınası şeyler zaten takılır kalır çıkarken aklında. Geri kalan kelimelerse zaten yer kaplayanlardır ve yapmaları gerekeni yapıp yok olmuşlardır zaten." dedi anlam dolu bir sesle uzaklara bakarak. Ardından yüzünü kıza çevirdi, gözleriyle kızın suratını inceledi. Kıvrımlı sarı saçları omuzlarına dökülen kızın önüne iskambil kağıtlarını çıkartıp yüzlerini kıza doğru çevirecek şekilde serdi. "Bir kart seç. Seçtiğin kartı bilirsem dudaklarının tadına bakmama izin verirsin. Bilemezsem dudaklarımın tadına bakmana izin veririm." dedi zampara bir göz kırpmayla.
Hadi biraz daha ölü zaman becerelim.


En son Vincent E. Monalite tarafından Ptsi Haz. 27, 2011 2:17 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Lupita Leontyne
Müzisyen
Müzisyen
avatar

Karakter Yaşı : 19~
Rp Partneri : Evde kalmış durumda
Mesaj Sayısı : 20
Kayıt tarihi : 27/05/11
Gerçek Yaş : 21
Lakap : Leipei.

MesajKonu: Geri: Dolandırılmak & Tekrar Dolandırılmak   Cuma Haz. 24, 2011 1:25 am

Adamı dinledikten sonra bir "hıh" sesi çıkarıp bardağından bir yudum çay aldı. "Bu dudakların tadına ancak bu çay bardağı bakabilir canım, bir de hamburger olsa fena olmazdı ama şimdilik bardakla yetinmek zorundayım ve sen..." adamın aniden oldukça tanıdık gelen yüzünü iyice incelemeye başladı. Cezbedici bakışlar, dağınık saçlar, çapkın bir gülüş. Ah olamaz, diye geçirdi içinden. Gerçekten olamaz. Bu adam, o adam olamazdı değik mi? Her ne kadar tavırları ve görünüşü aynısının tıpkısı olsa bile aynı adamla ikinci kez şans eseri karşılaşmış olamazdı. Ama nedense beyni de tüm duyuları da aynı şeyi söylüyordu. Öldür şu adamı Lupi, öldür. Gördüğün ilk yerde öldürmen gerekirdi. Al sana fırsat.

"sen... İnanmıyorum!! Bu kadar şapşal olduğuna inanmıyorum. Aynı kişiyi ikinci kez kandırmayı deneyebileceğine inanmıyorum. Ahh, nasıl olur da bu kadar şapşal olabilirsin?" Ya da bu sadece suçluluk psikolojisinden ibaretti. Sadece aynı adam tarafından tekrar kandırılmak istenmiyordu. Ya da en güzel şarkılarının tekrar çalınmasını. O günden beri yanına yaklaşan samimi insanlara bile normalde olduğundan daha az güveniyordu. Şarkılarınıysa gerçekten güvendiği insanlar dışında kimseye söylediği ya da dinlettiği yoktu. Küçük olaylar bile onu aylarca paranoyaklaştırmaya yetiyordu da artıyordu.

İşin aslına inersek onu en çok sinirlendiren şey unutulmaktı. Yani, hadi ama, onca dolandırılmıştı. İnsanları kandırıp onların hayalleriyle oynarsanız, onları umutlandırırsanız, heyecanlandırırsanız ve ardından şarkılarını çalıp pazarlarsanız onları hatırlamanız ve bir daha yanlarına yaklaşmamanız gerekirdi. Biraz da olsa hatırlanmayı hak etmeliydi. Hatırlanmaması gerçekten kabalıktı. -sanki gerisi oldukça centilmen gibi- Ve öpücük? Önüne gelen her kadını öpüyor muydu bu adam. Ona göre ne kadar itici gelse de çoğu kızın(hatta kendisinin bile) ve erkeğin(insanları tercihlerine göre yargılamamak gerek) o dudakların tadına bakmak isteyeceğine emindi. Dolandırılmış ve gururlu olmasa bu oyunu oynamayı kabul edebilirdi, hatta oldukça zevk alabilirdi. Ne yazık ki dolandırılmaya alışık değildi ve unutulmaktan nefret ederdi.

"Söylesene, dolandırdığın herkesi bu kadar kolay mı unutursun yoksa bu şahsıma özel bir avantaj mı? Bir de son öpücüğünün zevkini güzel almış mıydın? Çünkü içimde o kadar güzel şeyler geliyor ki hayatın boyunca bir daha kimseyi öpemezsin, hatta öpmeyi aklından bile geçiremezsin, çünkü mumyalanmış kişilerin beyinleri burunlarından akıtıldığı için bir daha düşünemezler." Tüm samimiyeti ve iyi niyetiyle dolu bir ölüm teklifi. Anlayana göreyse kısacık bir sitem. Her ne kadar oldukça saçma gelse de kız kızdır ve unutulmak da kızları üzer. Unutan kişi nefret ettiği bir dolandırıcı olsa bile, biraz sitem etmek her zaman eğlencelidir. Ona yanaşıp dudaklarını bükerek beni neden unuttun ki diye duygu sömürüsü yapmaktansa böylesi daha kolay geliyordu. Bir açıdan da daha samimi.

"Tabi sen beni hala hatırlamadıysan hatırlatayım. Lupita Leontyne, hani şu müzisyen olan. Bestelerimi çalıp başkalarına satmıştın ve ben ortada kalmıştım. Nedense sana bir daha ulaşamamıştım. Bu yeterli oldu mu?" Kahrolasıca, şimdiye kadar yüz kere hatırlamışsındır herhalde. Yüzüne özellikle yapmacık bir gülümseme yerleştirdikten sonra gözlerini adamın gözlerinin içine odakladı. "Peki senin gerçek adın ne bay dolandırıcı? Nedense söylediğin isim pek gerçekçi gelmemişti."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://theaphrodi.blogspot.com/
Vincent E. Monalite
Dolandırıcı
Dolandırıcı
avatar

Karakter Yaşı : 82
Mesaj Sayısı : 46
Kayıt tarihi : 23/06/11
Gerçek Yaş : 22
Lakap : Vinnie the Pooh

MesajKonu: Geri: Dolandırılmak & Tekrar Dolandırılmak   Cuma Haz. 24, 2011 7:47 pm

Her kadın zorlanmak ve peşinde birisini koşturmaktan hoşlanırdı. Kahrolası cinsiyet doğaları, evet. Bu bir rapsodiye kokularını karıştırıp kurbanlarını hipnotize etme şekliydi. En azından Vincent'a göre, kadın peşini bırakmasını istese bile o kokunun peşinden gidilmesi gerekirdi. Evet, kahrolası cinsiyet doğaları...
Kibirli gülümsemesini biraz daha büyütüp nefes verircesine gülerek kızın dediklerini cevaplamayı seçti ilk olarak. Şimdi kıza az önceki gibi ısrarcı ama sesine tatlı bir tını vererek bir cevap verecek, sonra yine bir reddetme cevabı alacak, ardından konuşmayı meydan okumalarla derinletecek ve çok geçmeden tatlı öpücüğüne kavuşacaktı. Evet her zamanki yol; şaşmaz kader çizgilerini tanrı boşuna yaratmamıştı ve senaryoya her oyuncu uyardı. Doğaçlama yaparak yorulmak kötü olurdu. Hem Vincent tanrının iyi evlatlarından biriydi canım. Kaderi severdi, eski dostu sayılırdı...
Bir damla hülyalı, büyük bir parça iddialı bakışlarını kısarak gözlerinin içinde kendini hissettirmek istercesine kızın gözlerine odaklandı. Konuşmadan önce ön hazırlık yapıyordu işte. Tam dudaklarını açmıştı ki kızın suratındaki ifade değişimleriyle bir anda donuverdi yüzü. Senaryoda böyle bir şey olduğunu hatırlamıyordu... Suçu yakalanmış minik çocuklar gibi o gevşek bir şekilde kolunu yasladığı masadan kolunu çekip sırtını dikleştirdi. Kaşlarını çatıp olacakları dikkatle izledi.
Hani kendini beğenmiş iltifatlar? Hani replikler? Hani kuşlar ağaçlar?

Kızın konuşmasıyla ortaya çıkan her şeyle geçmişi gözlerinin önünden az önce ölüm meleğiyle karşılaşmış biri gibi kayıverdi. Birkaç yıl önce içerisinde uyuşturucu kıvamında bir müzik çalan bir barda başladı umutsuzca içinde, kadim hayallere sahip genç kız ve onun duygularıyla oynayıp yoluna devam eden acımasız adamın hikayes- pekala bu kadar özel veya dramatik bir görüntüsü yoktu olayın. En azından onun açısından öyleydi. İç çeken kızın yanına oturmuş, kartlardan konuşmaya girerek bir konuşma başlatmış, müzisyen olma hayallerini duyunca beste ve sözlerine bir göz gezdirmiş, o gece çok saf bir jimnastik sebebi bulmuştu. Bu kadar. Kıza bir hafta çok yakın davranıp onu hayaline ulaştırma sözlerinin ardından ilk alıcıya tüm eserleri satmış, ardına bile bakmadan kayıplara karışmıştı. Mutlu son. Yutkundu gelecek patlama için. Neden birkaç dahi oturup daha önce karşılaşılmış insanları görünce kırmızı ışık veren bir alet icat etmiyorlardı?! O pek de tatlı olmayan dırdır boyunca yavaşça etrafı süzdü konuşacak bir ara gelene kadar. Burnuna gelen yoğun kahve kokusu, kafa dağıtmaya uygun bir etmen oldu. Hızla gözleri oraya kaydı. Yanda kahve için bir çift. Romantizm, kadınların hoşlandığı pek cici bir şey. Bir kahve ısmarlayıp hayal meyal işitilen çiftin sözlerinden replik çalmayı geçirdi içinden. Biraz daha kahve kokusunu içine çekti. Ancak bu bile o hırsla birbirini izleyen kelime saldırısının hızını alamadı. -malum "bunu bana nasıl yaparsın dırdırları- En ufak bir şansa sahip olmayan yılışık bir plan olduğu gerçeğiyle en uygun yalanı düşünmeye döndü o ağır laflarla. İçten geçen güzel şeylerden bahsedince kız gözüne usulca açıp kapadı katıldığını belirtircesini başını aşağı yukarı sallayarak. Sonunda ufak bir süreliğine de olsa ara gelince kısık sesle sordu masum görünmeye çalışan bir ifadeyle. "Bitti...mi?.." Neydi bu kızın adı? Leia? Lena? Lilienne? Yanlış isim söyleyip daha da fazla kızdırmamak adına isim hatırlamaya çalışmayı da bıraktı. Tam mazeretini söyleyecekti ki konuşmaya devam eden kızla sorusunun cevabını aldı. Bitmemişti. Yavaşça daha fazla doğrulup arkasına yaslanmaya çalıştı.

Kız ismini söyleyince eski sınıf arkadaşının numarasını hatırlamış gibi abartı bir ifadeyle elini şıklattı. "Ah Lupita! Evet biliyordum! Aklımdan çıkmadı ki!" dedi mimiklerini patlatırcasına, laf arasında yuvarlayarak dediklerini. Evet, suratı gelecek yumruk için kaşınıyordu. Bilhassa sağ elmacık kemikleri karıncalanmaya başlamıştı.
Kız gülümseyince o da gülümsedi karşılıksız bırakmayacak kadar büyük bir centilmenlik gösterip. Ne tatlı bir konuşmaydı ama, herkes içten bir şekilde tebessüm ediyorlardı işte. Daha ne? Sonunda -bu sefer gerçekten- bitince söyledikleri tekrar başlayacağını düşünerek o sinir bozucu gülümsemesini değiştirmeden gelecek laf bombardımanını bekledi bir süre. Kızdan tık çıkmayınca hızla o centilmen modundan çıkıp "Ha tamam" dercesine oturduğu yerde hareketlendi.
"Sevgili Lupita-... Soyismin ne demiştin?" diye tatlı başladığı lafını çıldırtıcı bir ses tonuyla sorduğu sorusuyla durdurdu. Çok süre geçmeden elini havada biraz sallayıp lafına devam etti. "Her neyse." Ağzını açtı. Sonra tekrar kapattı. Tekrar umutla bir şey söylemek için açtı -ki tekrar çok geçmeden kapattı. Büyük bir keder tırı altında kalmış gibi iç çekti. "Ah sevgili çocuğum... Neler yaşadığımı bir bilsen... O olaydan sonra sana yeniden ulaşmak için elimden geleni yaptım. Fakat bilirsin kader ve zaman çok nankör bir çift. Asla telafi etmene izin vermezler..." Bir süre başını eğerek gelecek ifadeyi bekledi. uzun bir sessizlik içinde hiçbir yanıt alamayınca kıpırdandı yerinde. Hiç de pozitif auralar altıncı hissinin kapısını çalmayordu... Başını kaldırdı ciddi ifadesiyle. "İşe yaramadı değil mi?" dedi fısıldayarak kendi kendine. Tekrar bir iç çekip şansını denemeye devam etti. "Bestelerini dostuma götürecektim ki dostumun yerinde başka birisini buldum. İşin güvende olduğunu sanmıştım. İnan bana büyük bir çıkış yapacağına emindim bile. Ah, nasıl bilebilirdim karşımdaki adamın dolandırıcı olduğunu..."
Yavaşça masanın kenarlarına ellerini koyup Lupitaya eğildi. "Gözlerimin içine bak." dedi fısıltı ve acındırıcı bir ses tonuyla. Pek başarılı olduğu köpek bakışları doğuverdi gözlerinin maviliğinde. "Tatlım, güven bana, sana niye yalan söyleyeyim ki?" diye bitirdi sözlerini. Parmakları masanın üzerinde Lupita'nın ellerini bulmuş, fazla sıkmadan, yine de sıcaklığını belli edecek şekilde kavramıştı. Bir süre özel silahı bakışlarıyla durduktan sonra çok pişman olmuş ve vicdan azabı çeken biri gibi utançla başını eğerek ellerini ellerinden çekti. "Sana gerçek ismimi söylemedim çünkü... Nasıl denir... Sana bağlanmaktan korktum." Son cümlede karizmatik görünmeye çalışarak başını kaldırmış o iddialı-hülyalı karışımlı bakışlarıyla silahını çekmişti. "Alois Ameryliss. Gerçek kimliğim bu."



Kişisel Not:
 


En son Vincent E. Monalite tarafından Ptsi Haz. 27, 2011 2:22 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 4 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Lupita Leontyne
Müzisyen
Müzisyen
avatar

Karakter Yaşı : 19~
Rp Partneri : Evde kalmış durumda
Mesaj Sayısı : 20
Kayıt tarihi : 27/05/11
Gerçek Yaş : 21
Lakap : Leipei.

MesajKonu: Geri: Dolandırılmak & Tekrar Dolandırılmak   Paz Haz. 26, 2011 2:17 am

Ağız açıp kapama ve kandırma çabalarıyla dolu bir faslın bitmesini beklemek ona sıkıcı geliyordu. Çevresindeki insanlar biraz daha dürüst olsa hiç fena olmazdı. Tabi söylediklerinin işe yaramadığını fark etmesi de oldukça büyük bir gelişmeydi. Bir yerden başlaması lazımdı sonuçta.

Ellerini yakına koyup gözlerini gözlerine dikmesiyse Lupita'nın içine gerçekten işlemişti. Kolay etkilenen kız, kolay yem. Hem niye yalan söylesin ki? İç kargaşası her şeyi açıklayabilirdi belki de. Tabi olayları akışına bırakmak yerine kendini dinlemeyi becerebilseydi. Onu kandırmak için böyle şeyler yapabilirdi. Başkaları için başkalarını kandırmak basitti. Kendilerini zorlamalarına ya da uzun uzun düşünmelerine gerek yoktu. Bu doğalarında vardı. Yalan söylerler, kandırırlar, umursamazlardı. Buna alışması gerekti ve zaten çoğunlukla alışmıştı.

Bir de beyninin olumlu düşünmek için can atan nefret ettiği kısmı vardı. Ya gerçekten doğruyu söylüyorsa. Ya asıl o dolandırılmışsa. O zaman yaptığı haksızlık olmaz mıydı?

Sussana şapşal olumlu yön, sana kalsa her şey kuşlar, böcekler ve çiçeklerden ibaret. Ama yine de... ah masum bakışlar...

Elini tutmasıysa tamamen ayrı bir konuydu. Birine bu kadar yakınken nasıl yalan söyleyebilirdi ki? Kimse yalan söylemek için bu kadar çok donanıma sahip olamazdı. Gidip oyuncu olsa daha çok işine yarardı ve dolandırıcılığa bile gerek kalmazdı. Lupita'nın etkilenmemesi kesinlikle imkansızdı, ki o bakışlarla hipnoza yapılmıştan beter duruma gelmişti bile.

Bağlanmak, şaka gibi gelmişti. Etkisi altında bulunduğu bakışlar olmasa çoktan ne saçmaladığını sorup tokatı yapıştırdıktan sonra hızlı adımlarla ortadan uzaklaşırdı. Birine ismini söyleyerek nasıl bağlanabilirdi ki. Özellikle de ismini zor hatırladığı birine.

Alois Ameryliss... Peki neden bu ismi karşısındaki adama yakıştıramıyordu? Kendi paranoyaklığından mı yoksa adamı gördüğünden beri içinde oluşan "yeter artık, birileri dürüst olsun" hissinden dolayı mı? Karar vermek zordu.

"Pekala... Alois. Tabi gerçekten gerçek kimliğin buysa ki diğer görüşmemizden beri söylediğin hiçbir şeye inanamıyorum." Gözlerini çevirip sandalyesinde geriye doğru yaslandı ve çok önemli bir şeyler düşünüyormuş gibi sağ eliyle şakaklarını ovuşturmaya başladı. Halbuki düşünecek şey bulamıyordu. Yani uzun zaman önce sizi dolandıran biriyle karşılaşsanız ne konuşabilirdiniz ki? Kocaman bir hiç. En fazla oturup birbirinize hakaret dolu cümleler sarf ederdiniz. Sıkıcı.

"Seni gördüğüme sevindiğimi ya da onun gibi bir şeyler söylemek isterdim ama bunu söyleyebilecek kadar yetenekli olmadığımı şimdiye kadar, şimdiden kadar olan zamandan kastım son beş dakika, fark etmişsindir." Söyleyebilecek bir şeyler daha bulabilmek için çayından bir yudum daha aldı. Fazla bunalıp kalkmadan ya da çayı soğumadan önce bitirebilmeyi umut ediyordu.

Çayı masaya bıraktıktan sonra elini uzatıp nam-ı diğer Alois'in tek elini avcunun içine alıp sıktı "Bana bağlanmaktan korktuğuna göre Alois, istediğin zaman gidebilirsin. Yani kendini zorlanmış hissetmene gerek yok, sadece yürü ve arkana bakma. Eminim bu acıyla biraz daha yaşayabilirim. En kötü ihtimal yaşlanıp kedileriyle yaşayan zavallı bir teyze falan olurum. Durumum çok vahim olmaz. Yeter ki sen bağlanma." Ben de beynimi uçurumdan atmak zorunda kalmayayım...

RpOut:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://theaphrodi.blogspot.com/
Vincent E. Monalite
Dolandırıcı
Dolandırıcı
avatar

Karakter Yaşı : 82
Mesaj Sayısı : 46
Kayıt tarihi : 23/06/11
Gerçek Yaş : 22
Lakap : Vinnie the Pooh

MesajKonu: Geri: Dolandırılmak & Tekrar Dolandırılmak   Ptsi Haz. 27, 2011 5:12 pm

Pekala, eğer söyledikleri hiçbir etki yapmamışsa suratında sağlam bir tokat patlayacağına sahip olduğu her his haberciydi. Şayet en ufak bir etkide bile bulunabilmişse, bingo, balık yemi yutmuş demekti. Yem yutulduysa hafif bir ittiriş treni rayına sokardı... Kulaklarına ziyarete gelmiş o ses gayet sakince adını anmıştı. Kaşlarını kaldırdı hayal meyal bir gülümseme ile. Bu kız ya tanrının sabır abidesi diye yarattığı bir şeydi ya da -hiç şaşırmadığı bir şekilde- akvaryumuna atabileceği bir balığa daha sahip olmuştu.
O da aynı sakinliği hareketlerine sarıp, bir yüzsüzlükle daha fazla yaslandı arkasına sükunet içinde kızı dinlerken. Kızın gözleri başka yere çevriliyken gülüverdi kendini tutamayıp. Hemen ardından Lupita'da gördüğü ilk hareketle kendini toparlayıp gözlerini kaçırdı sahte bir utanç ile. Bu sefer o elini tutunca kaldırdı başını. Olacaklara merakla baktı. İşte bu laf, bu kızla biraz daha uğraşması için yapılmış şeytani bir büyü olmuştu. Gururu zedelenmişti, cık cık cık...
Sahi, bu lafı önemsiyor muydu? Hayır. Sadece ehlileştirilmiş kedinin son çırpınışlarını yaptığına emindi, o kadar. Sanki Lupita onun üzerine gelmişti elini tutarak. Böyle bir şeyden faydalanmamak büyük kayıp olurdu canım. Vincent öyle biri değildi; her fırsatı değerlendirmek hayatın verdiği yardım ellerini geri çevirmemek demekti. Evet, hepimiz Vincent'ın iyi bir adam olduğunu biliyorduk. Hayat öğretileriyle hayatımıza düzen çizgisini armağan etmiş düşünürdü Vincent... Lupita elini çekmeden daha fazla sıkıp önceki gibi öne doğru eğildi yeniden. Bir hata sonucu içeri tıkılmış tutsağın gerçeği arzulayarak hapishane demirlerini sıkışı gibi sıkıyordu ellerini. Daha gerçekçi bir inandırma isteği uyandırması için, adeta elini sıkarak kalbinin atışını hissettirmek istercesine... Tanrı kullarına ne işe yarar ruh noktaları bahşetmişti ama. Mimikler, hareketler; hepsi ruhun ateşini dizginleyebilecek ilaçlara sahipti...
"Sence, düşündüğün gibi biri olsaydım hiç uğraşmadan gitmez miydim?" Söylediklerini "değil mi" diyerek onaylatırcasına hafifçe eğdi yana doğru başını. Sesi sakin, telaşsız bir şekilde acele etmeden dökmüştü ikna etme sorularını. "Hala konuşuyor olduğumu düşünürsek, sence öyle biri olsaydım kendimi hiç senin için yorar mıydım?"

Elleri çekmeden -kızın bunu isteyeceğini de düşünmüyordu.- doğrulup gülümsedi güvende hissetmesini istercesine. Gülümserken daha bir ışık saçıcı görünen yanaklarında silikçe oluşmuş olgun çizgiler kaliteli bir kumaştaki kıvrımları andırıyordu. Tavana doğru kaldırdı bakışlarını. Gülümsemesinin tesiri arttırmak istercesine sevimli yan bakışlarıyla pek masum(!) düşüncelerine melek kanatları giydiriyordu adeta. "Bağlanma konusunu anlamanı beklemiyordum zaten." dedi yeni konuşma başlatmaya cezbeder bir eda ile. Zıtlaştıkça o da tartışmaya evet diyecekti elbet. "Sahte isim vererek olası ilişkiyi uzatmaktan kurtarırım kendimi. Bu eylem hangi zorlukta yapılır bilir misin? İnsanlara bağlanmaya korkma anında. Teknik olarak isim, insanların kendi kutularını açmak için kullandıkları ufak görünse dahi devamını asıl getirecek olan anahtardır. Senden ismime inanmamı beklemeyeceğim. O kadar olan şeyden sonra bunun olacağını beklemek bencillik olur." Birkaç empati kelimesiyle sonlandırdı söyleyeceklerini. Sözleri bitince omuz silkti Lupita'ya bakarak. Yüz hatlarının omuz silkerken gevşemesiyle büyümüş gülümseme orada kaldı. Hala elini ellerinden çekmek gibi bir planı yoktu. Bir süre sonra Lupita da alışacaktı muhtemelen buna. Evet evet, elini çektiği zaman ellerinin üzerinde bir boşluk hissetsin istiyordu.

Hayır, Vincent bir tür manyak falan değildi...

Bir elini kızın elinin üzerinde bırakıp diğer eliyle kahvesine uzandı. Bir yudum aldıktan sonra bakışlarını cafeden dışarısına çevirdi. Hiçbir şey söylemeden uzun aralar eşliğinde kahvesinden yudumlar alıyor, sakince dışarısını izliyordu kızı duymamış gibi. Oradan kalkmak istemiyormuşçasına konuşmayı boşlukla uzatsa dahi sessizce kahvesini yudumlamak Lupita'dan daha önce gelirdi daima. Nihayet kahve bardağını masanın üzerine koydu. Başını eğip yüzünü Lupita'ya çevirmeden normal bir ses tonuyla konuşmaya başladı.
"Pekala... Eğer bu kadar istiyorsan buradan giderim." dedi henüz bitirmediği kahvesini öylece bırakarak. Ellerini masanın iki yanına koyup ağır bir şekilde, sanki hala benliğini otururken bırakmış gibi kalktı ayağa. Bir süre gözlerine manidar bir şekilde baktıktan sonra fısıldadı. "Yine de buradan kalkmamı istemiyorsun içten içe, değil mi? Bir daha beni nerede bulacaksın da detaylı bilgiyi alacaksın diye düşünüyorsun. Bir daha benimle konuşma imkanının olmayacağını biliyorsun, yine de gururun dudaklarına hakim olmuş durumda. Aslında sen de merak ediyorsun hakikatte ne olduğunu. Gururunun yargısız infazına vicdanın sessizce karşı çıkıyor." Hafifçe eğildi Lupita'ya doğru. Tam gözlerinin içine mağdur olan kendisiymiş gibi baktı. Birkaç saniye bekledi sözlerini uygun etki havasına oturtabilmek için. Ve dudaklarını yavaşça, hecelercesine oynatarak bitirdi kozunu. "Değil mi?" Duygu sömürüsü. Her zaman işe yarardı...



RpOut:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Lupita Leontyne
Müzisyen
Müzisyen
avatar

Karakter Yaşı : 19~
Rp Partneri : Evde kalmış durumda
Mesaj Sayısı : 20
Kayıt tarihi : 27/05/11
Gerçek Yaş : 21
Lakap : Leipei.

MesajKonu: Geri: Dolandırılmak & Tekrar Dolandırılmak   Paz Tem. 03, 2011 12:07 am

lerinden çekilen elleri ve geriye kalan sıcaklık. Sanki her şey olaya aşırı bir dramatiklik kazandırmak zorundaymış gibi ve gerçekten de dramatik. Ve ağzından çıkan her sözcüğün gerçeklik payı taşıması da dayanılmaz şekilde acı verici. Doğru ya derdi neydi bu kızın? Tek umudu birkaç şey öğrenmek ya da karşısındaki adamın gözlerine bakmak mıydı. O mavi, güzel, sıcak, insanı kendine hapseden, harikulade gözler~ ahh... Kendisini daha bir bakışta kaybedebiliyordu ve bu gözlere karşı direnmesi gerekiyordu. Gururu ya da onun gibi bir şeyler için. Mühim olan sadece dayanmaktı. Dayandıktan sonra gerisi gelirdi.

Yine de hakikat onun için tam bir gizem gibiydi, öğrenmek için delicesine can attığı önemli bir sır. Ne yazık ki her zaman önde gelen gururu ve egosu bu sırrı öğrenmesine engel olmak için yanıp tutuşuyordu. Hep böyle olacaktı ve böyle olmak zorundaydı. Soğuyan elleri ya da meraktan çatlaması önemsizdi. Tekrar dolandırılmak kötü bir şeydi ve başına kötü bir şeyin gelmesini istemiyordu. Sadece sakin bir şekilde şarkısını yazmak ve çayını içmek istiyordu. Başka bir şey değil...

"Biliyor musun dürüst olmayı severim. Yani bazen. Bu yüzden sana dürüst olayım. Evet. Öyle. Gitmeni istemiyorum, hem de hiç istemiyorum. Üstelik gözlerin beni eritiyor ve seni öpmek istiyorum." ve dürüstlük en büyük erdemdir~ Nasıl olsa söyleyeceklerini söylemese de hissettiği şeyler gayet açıktı, söylemesine gerek yoktu. Söylemesinin nedeni içindeki gereksiz suçluluktan kurtulmak ve alacağı tepkiyi görmekti. Tamam, alacağı tepkiyi görmeyi çok istiyordu. "Ama dediğin gibi gururum dudaklarıma hakim olmuş durumda."

Boş kalan elleriyle soğumaya başlayan çayını kavrayıp arada derin nefesler alarak yavaşça içmeye başladı. Çayının soğumaya başlamasını dert etmiyordu, sıcak içse ağzını yakardı, soğuk içse zevki kalmazdı, bu yüzden en içilesi halinin bu olduğunu düşünüyordu. Ve ağzının kurumasını istememesi de çayını ziyan etmemesinde önemli bir rol oynuyordu. Konuşmak yorucuydu ne de olsa. Çayını bitirdikten sonra bardağı tekrar masanın üstüne koydu. Bugünlük bu kadar çay moralinin çok bozulmasına engel olabilirdi. Tabi eve gidince bunun gibi on-on beş bardak daha içerse daha çok işine yarardı.

"Ben yeterince dürüst olduğuma göre gerisi önemsiz. Gitmekte serbestsin. Biraz üzülürüm, merak ederim, kendime acırım, vicdan azabı çekerim, ardından bir kaç kutu dondurma yerim geçer." Dondurma ona yeterdi. Dondurmanın yapıştıramayacağı yara yoktur. Tabi ruhsal açıdan. Dondurmayı alıp da bıçakla kestiğiniz elinize sürerseniz pek de fayda etmez.

"Tabi bu sefer sen gitmek istemezsen ayrı. Hoş mekan, baya bir kişiyi kandırabilirsin, gitmek istemezsen seve seve gidebilirim.Toplayacak fazla bir şeyim yok zaten. Bir kalem, bir defter." Hafif, değersiz iki şey. Ruhunu tatmin etmek için oldukça yeterli ama gerektiğinde başka şeyler yerlerini doldurabilir. "Hatta çantamı alsam bile yeterdi. Belki yeni şarkılar almak isteyen yeni dolandırıcılar bulursun kendine."

Başını yana eğip kibarca gülümsedikten sonra çayı biraz hızlı içmiş olabileceğini düşündü. Çay ya egosunu kabartıyordu ya da duygularını karıştırıyordu. "Bak bu açıdan da tatlı görünüyorsun. Oyuncu olmayı tekrar düşün derim. Ya da bu gözlerle manken de olabilirsin ama onda oyunu oynayamazsın, hoşuna gitmez. Gerçi sen öyle biri değildin..." Kafası karışmış gibi gözlerini çevirdikten sonra başını yeniden düzeltti ve gülümsemesini en aza indirgedi. Kaşlarını kaldırıp meraklı bir şekilde gözlerini büyüttü ve hızlı bir şekilde ekledi. "Öyleyse ilk hangimiz hoşçakal diyoruz?"
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://theaphrodi.blogspot.com/
 
Dolandırılmak & Tekrar Dolandırılmak
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» ibrahim aktay

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Contraria Vocantum Rpg :: RP Out :: Arşiv :: Rol Oyunları-
Buraya geçin: