Contraria Vocantum Rpg
Bir gezegen ve birbirine düşman iki ırk. Bir de arada kalanlar... Yüzyıllardır süre gelen bir savaş... Bu büyülü savaşa siz de dahil olun!

Üyeyseniz giriş yapın, eğer değilseniz hemen kaydolun ve eğlenceyi kaçırmayın!



 
AnasayfaAnasayfa  TakvimTakvim  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Jae Min

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Park Jae Min
Ölü
Ölü
avatar

Karakter Yaşı : 22
Mesaj Sayısı : 11
Kayıt tarihi : 25/06/11

MesajKonu: Jae Min   Ptsi Haz. 27, 2011 6:54 pm

 
Hızlıca merdivenlerden çıktı Dan. Nefesler alıyor, elindeki yayı sıkı sıkı tutuyordu.Yaklaşık üç kapıyı denedi. hespi çöplükten başka bir şey değildi.Bu harabede kalmayı gerçekten istiyor muydu? Bu kadar güce sahip iken gerçekten yok olmayı mı istiyordu aradığı kız?

Kırmızı ceketini çekiştirdi. Rahatsız oluyordu. Kendi kız kardeşini karanlığı seçti diye onu öldürme fikrinden hoşlanmıyordu.Onların türünün bir adı yoktu. Bu yüzden kendilerine "Nameless" diyordu genç olanlar. İhtiyarlar ise bununla uğraşmıyordu bile.Elinde tuttuğu yay, değerli taşlar ile süslenmiş ve "Büyü gücünü taşıyorum!" dercesine parlıyordu bu karanlık binada.

Dan, ışığın prensiydi. Kız kardeşi Lydia ise karanlığa çekilmişti. Karanlığa aşık olmuştu.Lydia'nın hançeri, karanlığa geçtiği an paramparça olmuştu ellerinde. Değerli taşları saçılmıştı etrafa. Gözlerinden ateşler fışkırıyordu.O anı iyi hatırlıyordu genç adam. Kız kardeşi bütün kıyafetlerini fırlatıyordu. Makyaj malzemelerini, takılarını ve en son su içtiği bardağı kafasına atmıştı.

Bütün bu düşünceleri attı kafasından. Eğer bugün kız kardeşini öldürebilirse, Tekrardan, temiz bir vucüt bulacaktı kız kardeşinin ruhu. Nameless'ların bir özelliğiydi bu. Öldüklerinde, tertemiz bir vücudta tekrar diriliyordu.Ama sadece asil kanlılar. Prens ve prenses. Kral ve Kraliçe
Genç adam bir kez daha yerinde kıprandı. Sessizce derin bir nefes aldı ve binada ki son odadan içeri girdi.Bütün binanın aksine burası temiz gözüküyordu.Yine de her yer simsiyahtı.

Genç adam acımıştı bir an kız kardeşine. Yerde kıyafetler, içki şişeleri, Kırık bir ayna vardı. Önünde siyah ve kırmızı iki tane oje ve aynı renklerde iki tane ruj vardı.Kalın bir kaç bileklik ve birde uzun, siyah bir kolye buldu.Kız kardeşini aradı genç adam.Önce bir kaç odadan geçti ve sonunda buldu onu.

Kız, yatakta yatıyordu. Derin bir nefes daha aldı ve sırtındaki oku çıkarıp yaya taktı.Kolay olacaktı.İyice gerdi ve tam kafasına nişan alıp yayı bıraktı. Kız kardeşi, evine başka bir bedenle dönecekti. bu sefer onu kollayacaktı bir abi olarak.Kan fışkırmasını , diğer taraftan okun çıkmasını bekledi,kanı temizleyeceği mendili aradı.
Ama olmadı.

Kız bir anda kafasını kaldırdı ve kırmızı ruj sürülü, dolgun dudakları ile gülümsedi. Nefes kesici bir yüz ile baktı ağabey'ine. İlk defa nefret dolu, kırmızı gözler ile.
"Bu kadar kolay olacağını mı sandın?"

Dan'in ilk defa kalbi acımıştı. İlk defa kızkardşi ona böyle bakıyordu. İlk defa... İlk defa sevilmiyordu.Kız kardeşi yorganın altından bir anda kalktı ve ayakta durdu.Genç adam uzun bir süre manzarayı izlemek istemedi.Bu onun kız kardeşi değildi, olamazdı.
Mini bir siyah etek, Siyah bir boyundan bağlamalı atlet. Bileğinde siyah bileklikler, parmağında siyah yüzükler...

Karanlıklar prensesi diye geçirdi içinden genç adam. Zaten ondan da bu beklenirdi. ŞEytanın kızından pembe şeyler giymesini bekleyemezdiniz. Belli renkleri vardı onların. Kan kırmızısı ve Siyah.
Ama... Ama o şeytanın kızı değildi ki! İkisininde kanatları çıktı bir anda. Genç kız, kapkara kanatları ile çocuğun aklını başından almaya çalışırken, genç adamın beyaz kanatları da onu büyülüyordu. Eskiden sahip olduğu bembeyaz kanatları hatırladı ve içinden büyük bir özlem duygusunun geçtiğini hissetti.
Uzak bir şehirden trene binen bir yolcu gibi. Kendi evinin olduğu durağa öylece bir uğruyor, sonra devam ediyordu hiç bir şey olmamış gibi.

Savaşmaktan başka çareleri yoktu.İyilik ve kötülük. Her zamanki gibi.
Karşı karşıya geldiklerinde sadece kılıçlar konuşacaktı. Savaşçı prenses ve koruyucu prens.Ne olursa olsun ikisininde birbirlerine zarar veremeyeceklerini anlamaları uzun sürmedi.Çevrelerinde ki mavi kalkan onları koruyordu.Genç çocuk belinde ki bıçağı hızlıca kızın beline saplamaya çalıştı fakat gümüş bıçak paramparça oldu.Genç kız kılıcını adamın kalbine saplamaya çalıştı.Aynı mavi kalkan ile karşılaştı.

Genç kız, aynı sarayı terk ettiğinde olduğu gibi paramparça olan kılıcına baktı. Gözlerinde ki öfke, görülmeyecek kadar az değildi. İçinde ki bütün kötü duyguları kullanarak bir çığlık attı ve konuştu hızlıca.

"Senden nefret ediyorum prens.Artık beni eve götürmekten vazgeç!"

"Bundan asla vazgeçmeyeceğimi biliyorsun!"

Genç kız bir yanda, prens'ten kaçarken bir yandanda konuşuyordu.

"Neden anlamıyorsun? Yeniden doğmamı sağlayacak tek şey ölmem ama ölemiyorum! Bu nedenle oraya gel-mi-yo-rum!"

Genç adam, kızın bileğini yakalamaya çalışıyordu fakat beceremiyordu.En sonunda kolunu uzattı, hızlı ve sert bir şekilde kendisine çevirdi.
"Bana bak Lydia! Sen karanlıkların prensesi olmayı seçtin! Ama eğer geri, kendi isteğinle saraya dönersen her şeyini geri alabilirsin. bunu biliyorsun"
Genç kızın yüzünü kısa siyah saçları kaptıyordu şimdi. Ağabey'i ani bir hareket ile yüzünü kaldırdı.Ağlıyordu.
"Hey,Hey,Hey,Hey. Saçmalama. ağlama ne olursun!"
Kız derin bir nefes çekti.Konuşacaktı. Karar vermişti.
"Anlamıyorsun abi...Anlamıyorsun."
"Neyi?"
Genç kız olduğu yere çömeldi. Abiside onunla birlikte.
"Gittiğim bün... Gittiğim günün başında biri ile tanıştım. Sam. Kumral saçları vardı, uzun oyluydu ve en az senin kadar karizmatikti.İnandım. Beni sadece gezdireceğini, sonra daha mutlu olacağımı söyledi."
Derin hıçkırıklarının altından konuşmaya çalışıyordu genç kız, derin bir nefes aldı ve başardı sonunda.
"Ama öyle olmadı.Ben soğudum. Nasıl oldu bilmiyorum. Ve şimdi... Şimdi kendime gelemiyorum. Bembeyaz kanatlarım kayboldu abi.Ben... Ben böyle olsun istememiştim"
Ağlayan kızı hızlıca omzuna çekti genç adam. Kırmızı ceketinin ıslandığını hissediyordu bile.Sadece... Sadece kız kardeşini götürmek istiyordu.
"Seni buradan götüreceğim."
Yerden kaldırıyordu ki kızı, bileğinde sert bir acı hissetti Dan.Sağına baktığında bir çocuk gördü. Bu Sam olmalıydı.Boştaki eli ile Sam'in bileğini hızlıca büktü ve çocuğu yere fırlattı.
Çocuğun çenesinden kanlar akıyordu.Dan hızlıca yerde yatan çocuğun yanına gitii ve karnına bir tekme yapıştırdı.
"Ne yapmaya çalıştında başarısız oldun!"
Çocuk elinin tersi ile ağzında ki kanları sildi ve ayağa kalktı.Şuan çatıdaydılar ve Dan'in aklından çok kötü planlar geçiyordu.
"Ben sadece onu kullandım." dedi ve gülmeye başladı."Sonuçta... o bir prenses, değil mi?"
Dan sinirlenmişti. Hiçkimse onun kardeşini kullanamazdı.Tam t-shirt'inin göğüs tarafından tuttu ve...
Binanın en üsttündan fırlattı basit bir eşyaymış gibi çocuğu. Düşmesine vakit bırakmadan sırtından oku çekti ve yay bir anda gümüş bir ışık ile parlamaya başladı.
Tam göğsünden isabet etti ok, çocuk düşmeden. Ve pırıltılar halinde külleri düştü yere.Hızlıca kız kardeşinin yanına gitti. Üstünde ki siyah her şey beyaza dönüşüyordu. hızlıca kucağına aldı ve geri götürmek için yola çıktı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Vis Sanctus
Kutsal ışık|| Yaratıcı
Kutsal ışık|| Yaratıcı
avatar

Mesaj Sayısı : 482
Kayıt tarihi : 07/11/10

MesajKonu: Geri: Jae Min   Ptsi Haz. 27, 2011 10:41 pm

Gerekli Uzunluk= 10 puan
Anlatım= 16 puan
Renklendirme/Görünüm= 8 puan
İçerik/Kurgu= 15 puan
Akıcılık= 9 puan
İmla= 8 puan
Paragraf Düzeni= 4 puan
Tutarlılık= 5 puan

Toplam= 75
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Jae Min
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Contraria Vocantum Rpg :: RP Out :: Arşiv :: Rol Oyunları-
Buraya geçin: