Contraria Vocantum Rpg
Bir gezegen ve birbirine düşman iki ırk. Bir de arada kalanlar... Yüzyıllardır süre gelen bir savaş... Bu büyülü savaşa siz de dahil olun!

Üyeyseniz giriş yapın, eğer değilseniz hemen kaydolun ve eğlenceyi kaçırmayın!



 
AnasayfaAnasayfa  TakvimTakvim  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Sierra

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Sierra Vulsaeus
Rütbesini Almamış Üye
Rütbesini Almamış Üye
avatar

Karakter Yaşı : 19
Rp Partneri : ~
Mesaj Sayısı : 7
Kayıt tarihi : 23/11/10
Gerçek Yaş : 20

MesajKonu: Sierra   Çarş. Haz. 29, 2011 12:46 am

Anja iPod'unun arkasından, çiziklerden görebileceği kadarıyla kendisine baktıktan sonra kulaklıklarını takarak en sevdiği şarkılarla baş başa kaldı yine. Seviyordu işte bunu, herkesten, dünyadan, tüm sorunlardan bir an olsun uzaklaştırıyordu kendini müzik. Yatağında yatarken birden yatağının yanındaki masaya çevirdi yüzünü, babasına aldırttığı aynaya doğru. Yeşil gözleri ve kızıl dağınık saçlarıyla kendisini güzel hissediyordu. Gözünün üstüne düşmüş saçını geriye attı ve yatağından destek alarak doğruldu. Dışarı çıkmak istiyordu, dolabına yöneldi. Şarkının ritmiyle başını sallıyor ve ayağıyla eşlik ediyordu. Dolabından mavi ince bir hırka, beyaz kısa kollu gömleğiyle beyaz dar paça pantolonunu çıkartıp, sabahtan beri dağınık olan yumuşacık yatağına attı.

iPod’unu kapatıp, beyaz kulaklıklarını çıkartırken hala ayağıyla ritim tutuyor ve sözleri mırıldanıyordu. Dolaptan çıkardığı giysilerini giydikten sonra, takılarını koyduğu kutusunu çıkarttı ve içinden gözüne güzel gelenleri ve kıyafetine uygun olanları seçti: şeker bulduğu, en sevdiği mavi küpe ve kalın, hırkasına uyan renkte bir bilezik. Odasına şöyle bir baktıktan sonra hırkasının kollarını kıvırdı. Dolabının kapağındaki boy aynasında kendisine son bir kez baktıktan sonra saçını düzeltmeyi unuttuğunu fark etti. Saçlarını sabah düzleştirmişti ama açık bırakmak istemiyordu. Kızıl saçlarını perçemini boşta bırakarak topladı.

"Annee! Dışarı çıkmak istiyoruum!” diye seslendi, beyaza boyanmış kapıyı kapatıp mutfağa yol almışken. Annesi kızını süzdü: “N’oldu? Biriyle mi buluşuyorsun?” Biriyle buluşmayı düşünmemişti ama belki de Elena’yı çağırabilirdi. Beyaz renkteki sandalyeye oturdu, kolunu da yuvarlak masaya dayadı. Yeşil gözleriyle sarı saçlı kadına bakıp, hayır anlamında başını salladı. “Yoo; ama belki Elena’yı çağırırım, he?” Biraz düşündükten sonra tekrar konuştu. “Sen boş versene Elena’yı! Anne… Seninle birlikte çıkalım mı?” Uzun zamandır birlikte bir şeyler yapmıyorlardı ailecek ki; babası işi yüzünden hafta sonları hep şehir dışında oluyordu, zaten hafta içi de gece geç geliyor, birlikte zaman geçiremiyorlardı. “Aslında benim de dışarıda bir iki işim var… Olur!” Yüzünde o şefkatli anne gülümsemesiyle bakıyordu Anja’ya. Annesi ayağa kalkarak Anja’nın anladığı üzere – kapının gıcırtısından anlamıştı – yatak odasına gitmişti, hazırlanacaktı. Anja annesinin doğal halini daha çok seviyordu buna karşın annesi onu dinlemeyip makyaj yapmaya devam ediyordu.

Bir gülümseme belirdi yüzünde, masum küçüklük yıllarındaki gülümsemelerinden. Tam o sırada gözleri tezgâhtaki annesiyle babasının düğün resimlerine ilişti. Annesinin o zamanlar upuzun olan sarı saçları topuz yapılmıştı. Çok yakışmıştı, güzele ne yakışmazdı ki! Tüm dişleri belli olacak şekilde gülüyordu ikisi de. Ayağa kalkarak sandalyesini masaya doğru ittirdi ve resmi eline almak için tezgâha kadar gitti. Kızılımsı kahve saçlarıyla kameraya gülümsüyordu çoğu zaman ciddi olan babası. Annesinin aslında gülümsemesini belirtmek için yüzündeki ifade gereksizdi; gözleri bile yeterdi; o güzel yeşil gözleri. Daha önce hiç bu kadar dikkatle bakmamıştı bu resme, bembeyaz kabarık etekli gelinlik içindeki annesine ve siyah damatlık içindeki babasına. Özlemiş olmasından kaynaklanıyordu belki de. On yedi gündür evde değildi, yine şehir dışındaydı; artık dönünce o işten ayrılmasını bile isteyecekti!

“Hadi kızım!” Yumuşacık ses tonu ile annesi arkasında mükemmel bir şekilde hazırlanmış, bekliyordu. “Ov! Süpersin.” Hızlı adımlarla çok hoş bir elbise giymiş annesinin arkasından ilerledi. Farkında olmadan sabah dinlediği hoşuna giden bir parçayı mırıldanıyordu. Thinking of you… Thinking of you… Kapıyı açtıktan sonra babetlerini giymeyi tercih etti. Merdivenlerden, demir tırabzanlara tutunarak inerken alacağı elbiseleri düşünüyordu. Dolabında yer bile yokken bunu düşünmesi belki bencilceydi; ama giyiyordu yine de değil mi? Bir arkadaşıyla karşılaşmayı çok istiyordu. Okul kapandığından beri bir ay geçmiş ve hiç buluşmamışlardı. Hepsi tatile gitmişti. Siyah, oldukça ağır demir kapıyı açtıktan sonra annesinin dışarıya çıkmasını bekledi. Oldukça kalabalık olan bir caddeye gideceklerdi. Tıklım tıklım dolu olan bir yerdi normalde. Uzun zamandır gitmediği bu yere genelde arkadaşlarıyla buluşmaya giderlerdi. Babası şehir dışında olduğu için ve annesi de araba kullanmayı bilmediği için otobüsle gideceklerdi. Otobüste giderken hiç konuşmadılar. Anja gibi annesi de dışarıdaki ve otobüsteki insanları gözlüyorlardı.

“Eh geldik işte. İnelim.” Annesi başıyla onayladı, ayağa kalktıktan sonra duracaklarını belli etmek için düğmeye bastı ve indiler. Birkaç saat boyunca bir sürü mağaza gezip bir sürü şey aldılar: lacivert dar paça kot, çok tatlı pembe bir bluz ve Anja’nın uzun zamandır istediği dizinde bir elbise. İstediği birkaç kitabı da almak için taşlı yollardan kitapçıya yürürken kalabalık bir kafede babasını gördü. Birden şok olmuş bir şekilde durdu. Çünkü karşısında ne iş arkadaşına benzeyen biri, ne bir dostu, ne de o anda akla gelebilecek iyi bir olanak yoktu. Karşısında oldukça çekici bir kadınla oturuyordu. Gözlerine ağır makyajını yapmış, sarışın, biçimli dudaklarının parıldadığını görebiliyordu uzaktan. Üzerinde rengarenk bir bluz vardı. Altında da kot kapri. Uçuk mavi platform topuklu bir ayakkabı giymişti. Yirmi-yirmi beşinde anca vardı bu sarışın.

Anja kendine, babasına ve o sarışına lanetler yağdırıyordu. Birbirlerine öyle bakıyorlardı ki, olumlu bir şekilde karşılanması olanaksızdı. Gözlerinin bunları görmesini asla istemezdi, annesini kitapçıya gitmesini zorlamasaydı görmezdi. Şu anda yapabileceği tek şey annesini hızlı bir şekilde kitapçıya götürmekti. Babasına duyduğu şey açıklanamazdı belki. Annesinin koluna girerek hızlıca kitapçıya doğru çekmeye başladı. Duyduğu nefret yüzünden yere o kadar sert basıyordu, sesleri o kadar sert çıkıyordu ki… ”Anja?” E belli ki anlamıştı bir şeyler olduğunu. “Eski sevgilimi gördüm gibi geldi de… Önemi yok.” Güven vermeye çalışan bir edayla gülümsemeye çalıştı; ama ne kadar başarılı olduğunu bilmiyordu. Annesi başını iki yana salladı ve kitapçıya gittiler. Önceden aklında olan iki kitabı alıp çıktılar. Annesi garip bir şekilde neler olduğunu üstelemedi. Anja bir an önce otobüse binip eve gitmek istiyordu. Kitapçı biraz uzakta olduğu için normalde gittikleri durak yerine daha yakın birini tercih ettiler ve bu cidden iyi olmuştu. Bir daha o adamı, o görüntüyü görmek istemiyordu. Çabucak gelen bir otobüse binip evlerine döndüler. Anja daha odasının kapısına ulaşmadan yaşlar gözlerinden dökülmeye başlamıştı. Kendini yatağa attı ve annesine belli etmek istemediğinden yorganı başına kadar çekti.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Vis Sanctus
Kutsal ışık|| Yaratıcı
Kutsal ışık|| Yaratıcı
avatar

Mesaj Sayısı : 482
Kayıt tarihi : 07/11/10

MesajKonu: Geri: Sierra   Çarş. Haz. 29, 2011 6:01 pm

Gerekli Uzunluk= 10 puan
Anlatım= 19 puan
Renklendirme/Görünüm= 9 puan
İçerik/Kurgu= 17 puan
Akıcılık= 9 puan
İmla= 9 puan
Paragraf Düzeni= 5 puan
Tutarlılık= 5 puan

Toplam= 83
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Sierra
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Contraria Vocantum Rpg :: RP Out :: Arşiv :: Rol Oyunları-
Buraya geçin: