Contraria Vocantum Rpg
Bir gezegen ve birbirine düşman iki ırk. Bir de arada kalanlar... Yüzyıllardır süre gelen bir savaş... Bu büyülü savaşa siz de dahil olun!

Üyeyseniz giriş yapın, eğer değilseniz hemen kaydolun ve eğlenceyi kaçırmayın!



 
AnasayfaAnasayfa  TakvimTakvim  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Boş Masa

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Anthony D. Eques
Doktor (N)
Doktor (N)
avatar

Karakter Yaşı : ~29
Rp Partneri : ~Dawn Hailword
Mesaj Sayısı : 9
Kayıt tarihi : 05/07/11

MesajKonu: Boş Masa   Çarş. Tem. 06, 2011 9:26 pm

Liana Desarae Ruby & Anthony D. Eques
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Anthony D. Eques
Doktor (N)
Doktor (N)
avatar

Karakter Yaşı : ~29
Rp Partneri : ~Dawn Hailword
Mesaj Sayısı : 9
Kayıt tarihi : 05/07/11

MesajKonu: Geri: Boş Masa   Çarş. Tem. 06, 2011 10:41 pm

Sıcak bir gün... Sokakta çocukların gülümseme sesleri ve olabildiğince yüksek çıkan gülme sesleri... Herkes mutlu gibi görünüyor ancak hepimizin de bildiği gibi herşey göründüğü gibi değildir. Sokağa çıkan ve hiçbir dertleri olmayan kişilerin dışında kalan bir diğer kesim, yani hastalar onlar kadar mutlu değillerdi. Onlar için bu sıcak, sadece bir dertti ve hastalık nedeniydi ve hele bir de o sıcakta dört duvar arasında kalmış iş mahkumları, onlar için sıcaklık bir kabustu. Özellikle de başkasına bakmak zorundaysalar. Evet bu anlatılan grup doktor ve hemşirelerden başkası değildi tabi. Onlar da sıcaktan yararlanmak, kendilerine zaman ayırmak istiyorlardı ama ne mümkün. Başlarında bu kadar hasta olduğu sürece hiçbiri bu fırsatı yakalayamayacaktı belki de. Hele bir de o dosyalar, işte onlar bir doktorun başına gelebilecek en büyük kabustu. Gülüşen topluluğun gürültüsünden kafasını sıyırıp tamamiyle dosyaya konsantre olmak... Hadi ama bu kadar işi bu havada kim yapabilir ki. İşte bu döngünün içerisinde henüz yeni doktor olan Anthony, daha kendini neyin beklediğinden habersiz olarak sürekli yeni işinden övgüyle bahseder dururdu. Daha bir hafta önce bahsettiğimiz hastanede görev yapmaya başlayan Anthony, bir haftanın sonunda sanki 30 yıldır bu mesleği yapan biriymiş gibi mesleğinden sıkılmaya başlamıştı. Aralıkta değerlendirebileceği tek sıcak havayı bugün bulmuştu bulmasına ama dört duvar arasında mahsur kalmak onu yoruyordu. Doğadan kafese kapatılmış bir kuş gibi hissediyordu kendini. Çaresiz ve mutsuz. Mesai saatinin bitmesine 3 saat vardı ve o şimdiden bıkmıştı. Neden, neden daha rahat bir meslek seçmemişti ki, neden insanların hayatını kurtarmak istiyordu, neden o da annesi ve babası gibi kötü biri olamıyordu. Belki bu soruyu kendine defalarca sormuştu ama nafile, cevabını kendisi de bulamıyordu. Karanlıklarda kaybolmak, kimsenin bulamayacağı bir yere gitmek ve uçurumdan denize atlamak istiyordu. Ama bir görevi vardı ve bunu yapamazdı. O, ister alba ister nigra olsun bütün herkesin iyiliğini isterdi ama yaşamak için alba kanına ihtiyacının olduğunu kendisi de biliyordu. O sadece sevdiği biri gözleri önünde öldüğünde çektiği acıyı başka kimseye yaşatmak istemiyordu. Bütün bu düşüncelerin arasında kaybolup gitmişti. Birdenbire bir serinlik hissetmişti ve rüzgar gerçekten kuvvetli esiyordu ki, kapının açık olduğunu fark etti. Başhekim orada durup, onu iğneleyici bakışlarla süzüyordu. O da aynı şekilde bakarak "Ne bakıyorsun?" dercesine kafasını salladı. Ardından başhekim masasını işaret ederek, dağ gibi duran her renkten dosyayı, suratındaki o pis gülümsemeyi biraz daha pisleştirerek, Anthony'nin suratına öylece baktı. Kimseye zarar vermek istemeyen Anthony, en üstteki yeşil dosyayı alarak masasının üstüne fırlattı ve dosyayı incelemeye koyuldu.

Bütün dosyaları bitirdikten sonra, mesai saatinin bitimine 5 dakika kaldığını görünce, birkaç saat önce işittiği çocuklar gibi gülümsemeye ve kıpırdanmaya başladı. Bu hapishaneden bir an önce kaçması gerekiyordu ve kaçacaktı da. Sadece 5 dakika... Dayanabilirsin, hadi ama. Ama hayır, içindeki o çocuk kıpırdanmaya başlamış, odasının etrafında dört dönmeye başlamıştı. Birazdan bu işkence bitecekti ve 5. dakikanın sonunda, zilin çalmasıyla evlerine koşan çocuklar gibi çantasını ve dosyalarını alıp dışarı doğru koşmaya başladı ve sonunda bu cehennemden kurtulmuştu işte. Ama şimdi onu daha büyük bir karar bekliyordu, şimdi ne yapacaktı? İlk başta eve gitmeyi düşündü ama bu sıcaktan faydalanmak zorundaydı yoksa bir daha bu sıcak Aralık boyunca gelmeyebilirdi. Öncelikle evine gidip üstündeki boğan elbiselerden kurtuldu ve hastalık verici dosyaları büyük masasının üzerine fırlattı. Her zaman canı sıkıldığında gittiği barı düşündü. Orada bir iki kadeh bir şey içer ve eğlenirdi. Hem belki de yeni bir arkadaş edinebilirdi, kim bilir? Giderken, yine hastanede aklına gelen o düşünceleri hatırladı, neden yardım ediyordu? Bunun cevabını er ya da geç bir şekilde öğrenecekti nasıl olsa. Sokaklardaki çocuklar, şimdi eskisi kadar bağırmıyor ve gülmüyorlardı. E, tabi bütün sabah o yakıcı güneşin altında oynarlarsa olacağı buydu işte. Bu sefer de Anthony, çocukların gözlerine bakarak ve manalı bir gülücük atarak sokaklardan geçiyordu. Onu kimin gördüğü önemli değildi onun için. Nasıl hissediyorsa öyle davranırdı her zaman. Sonunda, küçük ama çok iyi dizayn edilmiş barın önüne varmıştı işte. Barın serin ve mutlu havası onun içine ayrı bir mutluluk katıyordu. Yerlerin tıklım tıklım dolu oluşu da Anthony gibi düşünenlerin olduğunun göstergesiydi tabi. Ama o şanslıydı çünkü sadece boş bir masa vardı ve o masa da girişin tam karşısındaydı yani neler olup olmadığı buradan naklen görülebilirdi. Bunu bir fırsat bilen Anthony, hemen oraya oturdu ve eliyle garsonu işaret edip "Hey, menüyü alabilir miyim?" dedi. Anthony bağırdıktan sonra ona çevrilen şaşkın bakışlar, daha sonra tekrar kendi masalarıyla ilgilenmeye başladılar. Bugün ne kadar uzun ve sıkıcı geçmişti böyle. Bütün bunları düşünürken bile yoruluyordu, bu düşüncelerden uzak kalmak istiyordu ama nafile, ne zaman mutlu olsa beyni onla oyun oynarmış gibi hep bu düşünceleri aklına getiriyordu. Ama bugün mutlu olacaktı, onu kimse -beyni bile- rahatsız edemeyecekti bugün. İçinde bir kıpırtı vardı. Biriyle tanışacaktı ve iyi dost olacaklardı, bunu hissediyordu. Garson menüyü getirdiğinde, susadığını fark etti ve biraz da acıktığını. Garsona, "Buranın şarabı güzel diye duymuştum. Bir getir de deneyelim bakalım." dedi. O, öyle bir iki kadehten sarhoş olacak biri değildi, güçlü bir bünyeye sahipti zaten. Şarap geldiğinde, kadehini yarısına kadar doldurarak, barın dışarısını izlemeye koyuldu. İzlerken de bir taraftan şarabını yudumluyordu. Herkes yanında biriyle gelmiş, dertleşiyor ve konuşuyorlardı. Yan masalardan gelen kıkırdamalar, onu biraz rahatsız etse de hiç konuşmuyor, sadece olanları izliyordu.

Havanın sıcaklığı herkesi o kadar etkilemişti ki, kısa kol ve t-shirt giyenler çoğunluktaydı ve bazıları, ve buna Anthony de dahildi, gömlek giymiş ve ciddi bir hava takınmışlardı. Ortalık sakin gibi görünüyordu, barın önünden kimse geçmiyor, herkes farklı şeylere yöneliyordu. E tabi onlar da haklıydı. Bu sıcakta barda ne işleri vardı ki sanki. Aslında bir an için kalkıp gitmeyi bile düşündü Anthony ancak rahatını bozmak istemiyordu. Herşey elinin altındayken de mutluydu. Aslına bakarsanız Anthony genelde her durumda sakinliğini koruyan ve mantıklı ceap verebilen bir kişiliğe sahipti. Bu doktorluğun bir getirisiydi tabi. Bazen mantığın dışında kalbine güvenmek de gerekiyordu ancak bu işi hiçbir zaman başaramamıştı. Mantığı yüzünden hep daha iyisini istediğinden bazen elleri altındakileri de kaybedebiliyordu. Ancak hayatın tadı da böyle çıkmıyor muydu zaten? Bazen kazanır, bazen kaybedersiniz. Hep kazanma gibi bir kompleksiniz yoksa bu döngü sizin için normal bir olay gibi gelir, ancak bazılarımız vardır ki kaybetmeyi göze alamaz ve hep kazanmak için her türlü yola başvurur. Hayat insanın yüzüne her zaman gülmez ancak zorla onu güldürmek isteyenler vardır. Bu bir delilik midir yoksa cesaret mi? Anthony'e göre bu bir cesaret işiydi ve hayatı her zaman kendisine güldürmeye çalışırdı. Bu özellik kendisini ayakta tutan şeylerden biriydi. Şarabını yavaş yavaş yudumlarken, o içindeki kıpırtı daha da fazlalaşmış ve hissettiği şeye daha da yaklaşmıştı. Bunu hissedebiliyordu, biraz sonra daha önce yaşamış olduğu bütün sıkıntıları geçecek ve hayatına tertemiz yeni bir sayfayla yeniden başlayacaktı. Derken kapı yavaş yavaş açılmaya başladı ve kapının önünde sarışın, güzel bir bayan belirdi. Kendisine doğru yaklaştığını gören Anthony, oturuşuna çekidüzen verdi ve elindeki kadehi zarifçe masaya bıraktı ve kendisine doğru gelen bayanı beklemeye başladı. İşte düşündüğü olaylar gerçekleşmiş, hayatına bir iz bırakacak bir olay gerçekleşmek üzereydi. İçindeki his bugün farklı geçecek diyordu. Belki yeni bir arkadaş edinecekti, sırlarını açacak bir dost. Belki de bir düşman ama bu küçük bir ihtimal. Bunu zaman gösterecekti.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Boş Masa
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Contraria Vocantum Rpg :: RP Out :: Arşiv :: Rol Oyunları-
Buraya geçin: