Contraria Vocantum Rpg
Bir gezegen ve birbirine düşman iki ırk. Bir de arada kalanlar... Yüzyıllardır süre gelen bir savaş... Bu büyülü savaşa siz de dahil olun!

Üyeyseniz giriş yapın, eğer değilseniz hemen kaydolun ve eğlenceyi kaçırmayın!



 
AnasayfaAnasayfa  TakvimTakvim  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Carmen

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Carmen Lorrain
Yargı Yetkilisi
Yargı Yetkilisi
avatar

Karakter Yaşı : 186
Rp Partneri : ?
Mesaj Sayısı : 52
Kayıt tarihi : 14/04/11

MesajKonu: Carmen   C.tesi Nis. 16, 2011 11:21 pm



Çingene Zamanı

Tan vaktinin yerini gün alırken patikanın başında çelimsiz bir kız belirdi. Güçsüz bedeninde tarifsiz bir güç taşıyordu. Gözleri gördüklerini saklasa da duydukları ona yetiyordu. Sağ elinde tuttuğu uzunca baston onun yeşil gözlerinin görevini üstleniyordu. Birkaç adım ilerisi için oynattığı bastonun yere çarpması ile oluşan ritim kulaklarına ulaştığında yerin görüntüsü zihninde çizildi. Hafif meltem yüzünü okşadı; omuzlarına ağır gelen cübbesinin başlığı geriye doğru savruldu. Ortaya çıkan kızıl saçları omzundan aşağıya salındığında Costea'nın gözleri kıza dönmüştü. Yolculuk boyunca arkasında ilerleyen Costea'nın bakışlarını üzerinde hissedebiliyordu. Yanına gelen nefesin varlığını duyumsadı; bakışlarını Costea'nın ağzına doğru çevirdi. Ondan işittikleri nefesi ve kalbinin atışıydı. Genç adamın sesi onu incitmemek için söylenen nazik bir edadaydı. “ Bir günlük yolumuz kaldı sanırım. Köy karşı dağa kurulmuş; görebiliyorum.” Kızın yüzünde kocaman gülümseme oluşurken Costea onun güzel yüzündeki değişmeyi izliyordu. On gündür karşısındaki kızın kim olduğunu, neden buraya gelmek istediğini, öğrenmeye çalışmıştı. Ama kızdan öğrendiği sadece ismiydi ve doğru olduğuna da emin değildi. Kız bakışlarını yere indirirken yavaşça dudaklarını araladı. “ Biraz dinlensek olur mu? Ben yoruldum.” Çelimsiz bedeni ona işkence ediyordu. Uyumak istiyordu huzurla. Kaç ay olmuştu yollarda oradan oraya sürüklendiği, artık hatırlamıyordu. Yol boyunca değişik insanların yardımıyla ayakta kalmıştı. Kimse sol yanağında büyük yarım bir yıldızı andıran doğum lekesi olan kör kıza musallat olmak istemiyordu. Ona acıyanlar ise yardımına seve seve koşanlardı. Güzelliğini gölgeleyen doğum lekesi kimileri için bir anlam teşkil ederken, kimileri için çirkinliğini simgeliyordu. Bu yüzden onu önemli sayan ve saymayıp tiksinenlerle karşılaşmıştı. Rahat bir nefesi ciğerlerine çekerken sol eline garip bir sıcaklık daha eşlik ettiğinde irkildi. Costea'nın eli titreyerek kavramıştı parmaklarını. “ Hadi gel, kovuğun üstüne oturttayım seni!” Onun ayaklarının hızına alışık olmayan kız bir an sendelerken omzunda sabitlenen el düşmesini engelledi. “ Özür dilerim! Unuttum.” Nasıl unuturdu? Ona ayak uyduramadığını biliyordu. Costea'nın konuşması kadar, hareketleri de hızlıydı. Başını eğdi onu anladığını, önemli olmadığı anlatmak ister gibi. Göçebe yaşamda usta olan Costea ikisinin ortasına ufak bir ateş yaktı. Kız gözlerini yavaşça sıcaklığını hissettiği aleve çevirdi. Costea kızın alevle canlanan yüzünü seyrederken soru sormaktan kendini alamadı. “ Lorrain onca yol kat etmişsin ve birlikte yolculuk yapalı on gün oldu. Ayrıca oraya seni ulaştıran da ben olacağım.” Duraksadı. Soruyu zihninde tarttı. Tam ağzını açacakken kızın ney sesini andıran tınısı alevin üstünden atlayıp ona ulaştı. “ Neden mi?” Biraz öncekinden daha kendinden emin sesle karşılık verdi Costea. “ Evet!” Kızın gözleri yavaşça nefese yöneldi. Elini doğum lekesi üzerine getirerek konuşmaya devam etti. “ Yazgımı yüzümde taşıyorum Costea, benden alınanlar için ibretlik olsun diye. Benim gibi genç bir çingeneye intikam almak yakışmaz. Ama anılarımda saklayamadığım geçmişimi öğrenmekle yanıp tutuşuyor kalbim. Bu yüzden bulmalıyım onu!”

Gecenin karanlığında saklanmıştı kelimeler. Kız bir daha tek kelime etmemişti. Costea ise bulması gereken kim diye soramamıştı bir daha. İkisi bir kenara büzülüp uykuya yenik düştüğünde yanan alev de söndü. Yeni gün ağardığında Costea araladı gözlerini karşısında kızı uyurken bulmak umuduyla. Gözleri ışığa alıştığında gördüğü kovuğun üzerine kurulmuş, yüzü köye doğru dönük Lorrain'di. Ellerinden güç alarak yerden kalktığında kızın sesini işitti. “ Demek kalktın.” Güneşin konumunu ölçerken zamanın öğlene yaklaştığını kavradı. Elini alnına götürüp neşeli sesiyle karşılık verdi. “ Çok uyumuşum, artık gidebiliriz.” Kız tereddütsüz ayağa kalktı ve kızıl saçlarını cübbesinin başlığına gizleyerek heybesini taktı. Costea kızın gideceği patikayı tarif ederken kız elindeki bastonu sağa sola oynatıp yürümeye koyulmuştu. Yürüyüş boyunca tek tük günlük yaşam hakkında muhabbet açılmış. Birbirlerine söylenecek kelime yetersizliğinle birkaç cümle sonra son bulmuştu. Akşamüzeri köye yaklaşık bir saat kadar uzaklıkta dik bir bayırdan Costea'nın koluna girmiş kız nefes nefese çıkıyordu. Costea ona az kaldığı telkinlerinde bulunup yüreklendirmeye çalışırken gözleri tepedeki köydeydi. Köye yavaş yavaş yaklaştıkça gelen sesler çoğaldı. Çalgılardan çıkan müzik sesleri, ahenkli kahkahalar, çoluk çocuk bağırışları. Her adımda kızın gözleri buhulanıyor, yüzü biraz daha gülüyordu. Costea yol boyunca bu değişimleri zevkle izlemiş ve giderek kızın kalbindeki varlığına alışmıştı. Düzlüğe çıktıklarında köyün girişi de karşılarındaydı. “ Sanırım geldik değil mi? Gördüklerini benimle paylaşır mısın, Costea?” Costea önce koluna girmiş kıza ardından köyün gördükleri kısmına çevirdi bakışlarını.” Her biri küçük taşdan evden oluşan büyük bir köye benziyor. Karşımızda taştan bir geçit var. Sanırım köyün girişi burası.” Anlatmasına yarım kala arkasından gelen sesle genç irkildi. “ Evet büyük bir köydür burası ve siz yabancılar için her zaman açık.” Costea arkasına yavaşça dönerken Lorrain'in kolundaki elini tuttu. Kız parmaklarını kavramış eli sıkarken Costea'ya cesaret verdi. Genç adam kızın hareketlerini, ona yaklaşmasını algılarken kalp atışı hızlandı; bakışları ona doğru yaklaşan yaşlı adamla buluştu. Yaşlı adamın keskin mavi gözleri ikisine kilitlenmiş gibiydi. Yavaş adımlarla ona ilerledikçe kısa beyaz saçları esintiyle geriye savruldu. Uzun boyu ve bir o kadar göz dolduran bedeni ile korkulacak birine benziyordu. Yakışıklı yüzü hiç bozulmamıştı. Adam ikisinin önüne geçtiğinde gözleri Costea'dan başı eğik cübbeli kıza çevrildi. Lorrain bakışların üzerinde olduğuna emindi. Nefesin doğrultusu ve adımların çıkardığı sesle onun hareketlerini takip etmişti. Gözlerini diktiği yer adamın ayaklarıydı. “ Ne için buradasınız?” Adamın sesi bu kez onları sorgular gibi çıkarken Costea ağzını açmaya hazırlandı. Kelimeleri yutmasına neden olan ise Lorrain'in konuşmasıydı. “ Çingenelerin lideri ile konuşmak isterim.” Adamın ne yapacaksın sorusu dudaklarının ucuna gelmişken Lorrain başını kaldırdı. Cübbesinin başlığını sıyırdı ve kızıl saçları arasından bakışlarını adamın gözlerine isabet ettirdi. Yaşlı adam yeşil gözlerden çıkan ışıkla vurulurken yutkunmaktan başka bir eylemde bulunamadı. Yavaşça kızın önünde eğildi. “ Hizmetinizdeyim efendim, ben Lucian köyün lideriyim.” Birbirlerine sokulmuş iki genç ne olduğunu şaşırmıştı. Efendim demekle kime ne sunmuştu; Lorrain kavrayamıyordu. Kızın önünde eğildiğini gören Costea ise kızda ki gizemle bir kez daha sarsılıyordu.

***

Yatağın ucunda ki genç adam ellerinin arasına aldığı başını huzursuzca sıvazlıyordu. Geceden kalmayı sevmediği halde düşüncelerine son vermek için bulduğu en iyi yoldu. Kan kırmızı viski damarlarında dolaşmaya başladığında beynini uyuşturması bir olurdu. Çıplak sırtına sıcak eller deydiğinde kafasını arkaya doğru çevirdi. Yatakta boylu boyunca uzanmış kadın gözlerini ona dikmiş gülümsüyordu. Sarı saçları yastığa dağılmış, esmer teni beyaz çarşafla zıtlık uyandırıyordu. O da eğlenir gibi dudaklarını araladı ve kızın alnına eğilip ufak bir öpücük kondurdu. Geri çekildiğinde kadın üzerindeki çarşafı biraz daha üzerine çekerek cilve yapmaya çalışsa da artık Dracul için zaman geçmişti. Yavaşça yerinden kalktı ve üzerine beyaz gömleğini geçirip taş evden dışarıya çıktı. Gün ışığı gözlerini alırken önünden geçen üçlüye takıldı gözleri. Hayatını onun ölümü için harcadığı adam Lucian önde, iki göçebe arkalarında ilerliyordu. Her gün büyük bir tiksinme ile katlandığı adamdan bakışlarını arkadakilere çevirirken gözleri bir saniyelik çelimsiz kızda takıldı. Kızıl saçları arasından yüzünü seçememişti. Elinde ki bastonu öyle güçlü kavramıştı ki bedenine güç veren şeyin o olduğuna inanırdı insan. Ama Dracul kızın sağa sola salladığı bastondan onun kör olduğunu anlamıştı. Gözleri yanındaki uzun boylu çocuğa kaydığında yüzünde günlerdir sahip olmadığı berrak bir gülümseme oluştu. “ Costea!” Haykırışı iki erkeği ona doğru yönlendirirken kız yerinde duraksadı. Costea'nın da gülüşü Dracul'dan aldığı güçle aydınlandı. İki genç adam birbirlerine sarılırken Lucian gözlerini kısıp onları seyretmekle yetindi. Ayrılıp ellerini kardeşinin omzuna sabitleyip onda ki değişimleri incelerken, Dracul hararetle konuşmaya başladı. Sevinç ve heyecanı aynı anda yaşayalı çok oluyordu. “ Ne zaman geldin?” Costea şen bir kahkaha atarken Lorrain'e kaydı gözleri. “ Çok olmadı.” Onun bakışlarını takip eden Dracul kıza baktı. Bakışlarını onlara yöneltse de boşluğa bakan kız yüzünde ince bir gülümseme ile sesleri ve konuşmaları takip eder gibiydi. Kızın beyaz teninin üzerinde kahverengi lekeyi fark ettiğinde Lucian'ın sesi Dracul'u tekrar harekete geçirdi. “ Siz ikiniz özlem giderirken biz gidelim.” Lucian'ın sesinden kardeşinden kurtulmak istediğini anlamış olan Dracul bu isteğine karşı çıkacakken kızın hülyalı sesini işitti. “ Costea benim gözlerimdir Bay Lucian, onsuz bir yere gitmeyi düşünmüyorum.” Bu kadar kibar bir emre kimse karşı çıkmaya cüret edemezdi. Lucian kızgın gözleri ile Costea'yı süzerken gencin yüzünde istenmenin verdiği duygu ile gülümseme oturmuştu. “ Peki, istediğiniz gibi olsun, Efendim.” Lucian'ın kıza yaptığı saygıya şaşarak bakan Dracul; eğlenceli bir gülüş ile adamı seyretti. Lucian'ın kızgınlığına aldırmadan kolunu Costea'nın omzuna koydu ve kıza doğru ilerlediler. Yanlarına yaklaşan nefesleri hisseden Lorrian gözlerini iyice açarak yüzüne yansıyan gülümseme ile Costea'ya baktı. Onun kokusuna alışıktı ve doğru tarafa baktığına emindi. Kızın bu halini fark eden Dracul kızı süzmeye devam etti. Kör olduğu için diğer duyularının fazla geliştiğine emindi. Kızın yeşil gözleri ona çevrildiğinde Costea konuşmaya başlamıştı. “ Abim Dracul. Lorrain.” Costea elini kıza doğru kaldırırken Dracul yeşil gözlerle buluştu. Derinlerde ki anılara götüren o gözler içinin titremesine neden oldu. Yutkundu. Normal sıcaklığa inat daha da sıcak olan bedeni hareketsizliğe gömülmüş gibiydi. Lucian bir iki adım atıp hala onları olduğu yerde görünce çabuk olmaları haykırdı. Costea Lorrain'i abisi ile arasına alıp Lucian'ın arkasından ilerlerken aklında sadece Lorrain'in son söyledikleri vardı. Dracul kardeşinin çehresinden ne düşündüğü tahmin ederken gözleri kızda dolaştı. Lucian'ın saygısı tanımadığı kızda birleşirken oynayacağı oyunlardan Lorrain'i koz olarak kullanabilirdi. Peki, Lucian'a karşı beslediği kötülükte böyle bir varlığın üzülmesine izin verebilir miydi? Lucian'ı yük etmek için masum birini kullanmaya değer miydi?

Göçebe hayatı simgeleyen büyük çadır köyün orta yerine kurulmuştu. Lucian çingenelere duyaracağı en önemli bilgileri ziyafet eşliğinde burada verirdi. Yerlere kurulan sofralar dağınık ailelerle etrafları sarılır; ziyafet başlamadan sözlerini dile getirirdi. Omuzları üzerine cübbesini koyan karısı Marcela elini bir süre onun omuzları üzerinde gezdirip önünde dikildi. “ Kızın bunu kabul edeceğini nereden biliyorsun?” Lucian karısının alnına öpücük kondurup, yanağını okşarken kendinden emin konuştu. “ Kehanete kim karşı çıkabilir ki, Marcela!” Karısının iki elini parmakları arasına aldı ve öptü. Geçmiş onun için geride kalmıştı; Carmen için de böyle olmalıydı. Yine de huzursuzca evinden çıktı. Bu gece için etkileyici bir dille konuşmalıydı. Çadıra girerken kapının yanında rastladığı kişi ile yüzü asıldı. “ Burada ne arıyorsun Dracul!” Genç adam omuzlarını silkerek karşılık verdi. “ Hiç; sadece hazırlıkların bitip bitmediğini kontrol etmek istiyordum. Kardeşim Costea ve o kör kız için güzel bir yer ayarlamalıyım.” Kör kız misillemesini bilerek yapmıştı ve beklediği gibi Lucian cevap verdi. “ Onun ismi Carmen ve senin ona saygılı davranman gerek!” Tek kaşını havaya kaldırıp onun gözlerindeki anlamı kavramaya çalışırken gizemli bir şekilde dudakları arasında çıkan tek kelime Lucian'ı yerinde huzursuzca oynattı. “ Neden?” Ona cevap vermeden yoluna devam eden Lucian; bu gece öğreneceksin diye geçirdi içinden. Çadırın ortasında kendine ve ailesine ayrılmış yere oturup hazırlıkları izlemeye başladı. Zaman ilerledikçe kalabalık çoğaldı ve bir süre sonra önden Dracul, ardından Costea ve Carmen'in girişini seyretti. Dracul girdiği gibi Lucian'a içinde yeşerttiği kinle baktığında gülümsemekle yetindi. Lucian onların bir köşeye ilerlemesini ve oturmasını seyrederken aklında söyleceği kelimeleri tasarlıyordu. Lucian Carmen'in başını eğik bir biçimde etrafı dinlediğini bilerek ayağa kalktı. Elinde tuttuğu kadehi hafifçe sallarken ufak lakırtılar duyuldu. Onun dikildiğini gören çingeneler birkaç dakika sonra sessizliğe gömüldü. Yemeklerinden hiçbir parçaya dokunmamışlardı. Boğazını temizleyip çadırda gezindi gözleri, Dracul eksikti. Boşverdi ve konuşmaya başladı. “ Biz çingeneler diğer toplumlar arasında her zaman hor görüldük. Ama artık yükseklere taşıyacak bir gelecek bizi bekliyor. Kehanet gerçekleşti. Atalarımız ruhlarının barındığı tek beden yazgısını tamamlayıp köyümüze ulaşmayı başardı. Umarım içindeki güçle bize en iyi yolu göstermeyi de başarır.” Gözlerini kıza bilerek çevirmedi. Halkı tarafından anında kavranmasını istemiyordu. Ama yinede gelen iki yabancıya döndü bakışlar. Çingeneler iki gençten hangisinin hakikat olduğunu bilmiyordu. “ Ziyafet başlasın.” Yerine otururken gözlerini Carmen'e çevirdi. Göründüğü kadarıyla yüzünde hiçbir değişme yaşanmamıştı. Costea'nın bakışları ise endişeyle parlıyordu. O parıltıyı yakalayan bir başka kişi de Dracul'du. Biraz önce Lucian'ın gevelediklerini içine sindirmeye çalışıyordu. Demek çingene tarihini oluşturan kader çarkı dönmeye başladı diye geçirdi içinden. Lucian'ın yüzünde tarif edilemez bir zafer taşıdığını fark etmişti. Çadırdan ayrılırken Dracul çevresini dolduran kalabalık yüzler arasından kızı gördü. İçinde adlandıramadığı, hangi türden olduğunu kavrayamadığı bir istek uyanır gibi oldu. Fakat insanın bir dilenciyi kovması gibi o da bu duyguya hiç kulak asmadı. Aslında, bu duygu o andan başlayarak hiç peşini bırakmayacaktı. Bir daha da ona asla huzur vermeyecekti.



Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Vis Sanctus
Kutsal ışık|| Yaratıcı
Kutsal ışık|| Yaratıcı
avatar

Mesaj Sayısı : 482
Kayıt tarihi : 07/11/10

MesajKonu: Geri: Carmen   Paz Nis. 17, 2011 3:07 pm

Gerekli Uzunluk= 10 puan
Anlatım= 19 puan
Renklendirme/Görünüm= 3 puan
İçerik/Kurgu= 23 puan
Akıcılık= 9 puan
İmla= 7 puan
Paragraf Düzeni= 5 puan
Tutarlılık= 4 puan

Toplam= 80
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Carmen
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Contraria Vocantum Rpg :: Yönetim :: Rp Gücü Hesaplama-
Buraya geçin: